21 Haziran 2008 Cumartesi

1 -> 4 İçindekiler

Takdim 5, 6
Önsöz 7 -> 10

Gora'lıların Adetleri Üzerine: İlk Tespitler 11, 12
Toplumsal ve Kollektif Hafıza Olarak Örf ve Adet Taraması 13 -> 15
Yemek ve sofra kültürü 13 ->15
Doğumla ilgili adetler 13 -> 15
Evlilik ve Düğün Adetleri 16 -> 20
Ölümle ilgili adetler 16 -> 20
Diğer Adetler 16 -> 20
Genel Değerlendirme 21 -> 23

Gora Dilindeki Türkçe Kelimeler 27, 28
Gora Dili Ve Türkçe 32
Gora Dilindeki Türk Dili Kökenli Kelimeler 33 -> 36
Fiil Şekilleri 37
Akrabalık Adları 37
Ev Kültürüyle İlgili Kelimeler 37
Yemek Kültürüyle Ilgili Kelimeler 37
Dini Kelimeler 38
Kalıp Sözler 38
Hayvan Adları 38
Meslek Adları 38
Sonuç ve Değerlendirme 39, 40
Makalede Kullanılan Türkçede Olmayan Harfler 39, 40

Türk Dilinin Balkan Dillerine Etkisi 48, 49

Gora-Restelica Abidesi: Şar Dağlarının Tepesindeki Kaya 58

Osmanlı Öncesi Balkanlar'da Türk İzlerine Dair Toponimiler 62 -> 64

Hun ve Avar Türklerine Dair İzler 134, 135
Peçenek ve Kuman Türklerine Dair Izler 135, 136, 137

Makedonya Yer Isimlerinde Osmanlı Öncesi ve Osmanlı
Hâkimiyeti
Sırasında Türk Yerleşimine Dair izler 142
[Üsküp (Skopje) - Kalkandelen (Tetovo) - Kırçova (Kicevo)]
Osmanlı Hâkimiyeti Öncesinde Balkanlarda
Türkler ve Yer isimlerindeki Yansımaları, 142, 143
Osmanlı Hâkimiyeti Sırasında Yer isimlerinin Karakteri 144 -> 146
Yerleşim Merkezleri 147 -> 155

Uluslararası Kalkınma ve İşbirliği Derneği (UKID)
Kültür Yayınları 3

5, 6 Takdim

Doğru acaba nedir. Bir konunun doğruluğu veya yanlışlığı nasıl ortaya çıkar. Ya da bir konu hakkında bir kanaate varılırken acaba hangi aşamalardan geçilir ve ne gibi süreçler tüketilir. Veya öte yandan hakkında bir karara varılmış herhangi bir konu hakkında verilmiş bir karar, nihai karar mıdır. Bu karardan sonra bu konu kesinlikle bir karara bağlanarak kapanmış mı olur. Yani bir daha bu konu hakkında araştırma yapılamaz anlamı mı taşır verilen bu karar.
Yukarıdaki sorulan tamamına hayır cevabı verilecektir doğal olarak. Elbette ki bir konu hakkında alınmış bir karar nihai karar değildir. Elbette bu konularda yine de araştırmalar incelemeler yapılmalıdır. Ve yine karar verilirken de bilimsel metotlarla bir sonuca varılmalıdır. O halde bir konu hakkında bilimsel metotlarla yapılmış bir çalışmayla karara varılacaksa ve yapılmış bir çalışma yine bilimsel metotlarla yapılan çalışmalara göre yeni versiyonlar kazabilecekse bu durumda Gora ve Goralılar konusu mercek altına yatırılması gereken bir konu olarak ortada durmaktadır.

Bu noktada Gora'lıların Sırp, Makedon, Bulgar, yani Slav orjininden gelmesi konusudaki karar, bilimsel araştırmalar sonucu varılmış bir karar mıdır ? Goralıların menşei konusunda hangi araştırmalar yapılmış da onların Slavlığı konusunda bir hükme varılmıştır. Gora'lıların Slavlığı sonucuyla neticelenen hangi bilimsel araştırma hangi metotlarla bu karara varmıştır veya Gora'lıların Slavlığı sonucuna varan bu karar kesin midir? Bu konuda bir daha bir araştırma yapmaya gerek duymayacak kadar kat'i midir? işte bu sorular cevaplanması gereken sorulardır.

Bu zamana kadar Goralıların Slav kökenden geldiğine hükmeden, Gora'lıları Slav kökene adeta hapseden çalışmaların yeniden gözden geçirilmesine ciddi ihtiyaç duyulmaktadır. Adeta görev kabul görmüş ve sadece Gora'lıların da büyük bir çoğunluğunca da kabul edilmeyen, Goralıların Slav olmaları iddiaları, duygusal ön yargılı bakış açılardan ziyade, yeniden bilimsel ölçülere göre gözden geçirilmelidir.

Gora'lıların büyük bir kısmı aksini söylerken, onlara buna rağmen Slavlık addetmek en basit ifadeyle onları üzmektedir. Yine bilimsel ölçülere, göre onları ele almak, bu ölçülerin gösterdiği doğru karara varmak, kendilerinin büyük çoğunlukla Slav olmadıklarını ifade eden Goralılara duyulan bir saygının işaretidir.
Bu amaçlarla yine bilimsel ölçüler çerçevesinde Goralıların menşei konusunda bu çalışmanın hazırlanıp, yayınlanmasına karar verilmiştir. Sırbistan Bilimlerive Sanat Akademisi'nin Goralılar hakkında 2002 yılında yayınlanmış olduğu kitaptaki görüşler de bu eserin yayınlamasını teşvik edici olmuştur. Sırbistan Bilimleri ve Sanat Akademisi'nin yayınlamış olduğu kitaptaki tezlere göre, Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyelerinin yapmış olduğu bilimsel gezi-araştırma sonuçlarındaki tezlerin daha güçlü oluşu, bu eserin yayınlanmasını bir kat daha zorunlu kılmıştır. Bu amaçlarla bu eserin Gora'lıların ve Torbeş'ler gibi menşeileri konusunda soru işaretleri olan diğer milletlerin kökenlerinin daha net ortaya çıkarılabilmeleri ve bu konuda bu eserin bir ilk olması temennisi ile çalışmanın ilim alemine faydalı olmasını ümit ediyoruz.

7 -> 10 Önsöz

Balkanlarda geniş coğrafyaya yayılmış olan ve yoğunlukla Kosova-Gora bölgesinde yaşayan Goralıların menşei tartışmalı bir konu olma özelliğini devam ettirmektedir. Bu çerçevede Goralıların Türk olmadığı doğru mudur veya Goralıların, iddia edildiği gibi Osmanlılarca zorla Müslümanlaştırılmış Sırplar olduğu mu doğrudur. Ya da Goralılar zamanla Müslümanlaştırılmış Makedonlar mıdır veya bunlar yine zorla Müslümanlaştırılmış Bulgarlar mıdır? Ve yine son zamanlardaki eğilime göre bunlar Ruslar mıdır? Bunların hangisi doğrudur. Yukarıda sayılan iddialara göre Goralılar ya Sırp, ya Bulgar, ya Makedon veya Rus'turlar. O halde buradan hareketle Goralıların Sırplığı, Makedonluğu, Bulgarlığı her otorite tarafından kabul edilmiş bir kanaat değildir. Çünkü yukarıda sayılan milletler Goralıları kendilerinden sayacak iddialarla ortaya çıkmaya cesaret ettiklerine göre, diğer iddiaları kabul etmedikleri anlaşılmaktadır. Buna göre her iddia sahibi diğer iddiayı doğru kabul etmemektedir.

Bu durumda bir Türk araştırmacı olarak hangi teze inanmak gerekecektir. Goralıların Sırp olduğuna mı, Bulgar olduğuna mı ya da Makedon olduğuna mı inanılmalıdır. Ya da bunların tamamının tersine, bu tezlere ilaveten, üstelik Türkçe de konuşmayan Goralıların, Türk olduklarını ileri sürmek ne derece kabul görecektir. Yukarıdaki bütün tezler bir diğerine göre doğru kabul edilmezken, aynı dili bile konuşmayan millet olarak, Türk aidiyeti Goralılar üzerinde ne derece yakışık alacaktır.

Bu tartışmalar içinde Goralılar hakkındaki en doğru kanaati şüphesiz objektif, önyargısız bir şekilde sürdürülmüş ve bu şekilde sonuçlandırılmış bilimsel araştırmalar verecektir. Tamamen bilimsel kaygılarla tamamlanmış çalışmalar, Goralıların menşei hakkında en doğru kanaati ortaya koyacaktır. Bu noktada, herhangi bir konu hakkında bilimsel metotlarla ulaşılmış sonuçlar en doğru kararı verir derken, her konu üzerinde bilimsel araştırma yapılması gereğine de ayrıca hatırlatılmaktadır.

Yani Goralılar hakkında da bilimsel kaygılarla yapılmış araştırmalara itibar edileceği de ortada iken, yukarıda sayılan iddiaların tamamının yine bilimsel metotlar sonucu ortaya atılıp atılmadığının da kontrol edilmesi bilimsel bir zorunluluktur. Goralıların Sırplığı, Bulgarlığı, Makedonluğu tezlerinin tamamı bilimsel araştırmalar sonucu mu ortaya çıkmıştır ya da bunlar birer siyasi beklentiler sonucu ortaya çıkmış iddialar mıdır? Işte bunların da değerlendirilmesi bilimsel bir zorunluluktur. Hiçbir millet sadece aynı dili konuşuyor diye o dili konuşan herhangi bir milletten ad edilmemelidir. Bu kadar kolay ve basit iddia, öncelikli olarak bunu ortaya atılanlarca dikkatle değerlendirilmeli, ondan sonra açıklanmalıdır.
Bu, bilimsellik bir yana siyasi hatta komik kalan iddia konumuna bile düşebilecektir.

Yani her millet için olabileceği gibi, Goralılara bir aidiyet addedilirken, bu iddiaların kesinlikle bilimsel bulgularla desteklenmesi gerekmektedir. Buraya kadar yapılan açıklamalar, Goralıların Türklüklerinin dışında Sırplıkları, Bulgarlıkları, Makedonluklarına olan inançların yaygınlaşmalarından kaynaklanmaktadır. Maalesef bölgede yaygın sayılabilecek bir kanaat olarak, Goralıların dışında Kosova'da bulunan değişik guruplarca, Goralıların Sırplığı, Bulgarlığı, Makedonluğu'na inanılmaktadır.

İşte burası, burada sorgulanmaktadır ve bu kanaat ne kadar bilimseldir. Bir de bu kanaatler karşısında, Goralıların ne kadarının kendilerini ne olarak hissettikleri ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konudur. Bütün bu noktalara gerekli dikkat gerçekten gösterilmektedir midir? Acaba bütün bu iddialara karşın, en az %50 oranında kendilerini Türk hisseden Goralıların, Türklükleri dışında Sırplığı, Bulgarlığı, Makedonluğu neden genel kabul görmektedir. Goralıların, Sırplığı, Bulgarlığı, Makedonluğu tezleri incelenmiş, derinliğine gözden geçirilmiş ve ondan sonra mı bu kanaatlere ulaşılmıştır.

Nasıl, bilimsel destekten yoksun iddialarda bulunulması yanlış ise, yaygın kanaatlerin üzerine gidilmemesi, en azından onların tamamen bilimsel kurallara göre ele alınmaması o derece yanlış ve bilimsellikten uzaktır. Yaygın kanaatlerden çekinip, aksi istikamette onların üzerine gitmek, onları bilimsel verilere göre ele almak bir serüvene kalkışmak değil, adeta bir mecburiyet hatta bir hizmettir.
Burada önemli olan bilinen kanaatlerin üzerine giderken kullanılan üsluptur. Bilimsel üslubun dışına çıkılmadığı takdirde, bu süreç yaygın bilinen kanaatin yanlışlığının ortaya konulması anlamında, Goralılara bir hizmet olurken aynı zamanda bilime de bir katkı olacaktır. Bu duygularla 2005-2006 eğitim sezonunda görevlendirildiğim Kosova -Priştine üniversitesinde çalışırken karşılaşmış olduğum Goralılar hakkında, zamanla onları dinledikten sonra bir araştırma yapmaya karar verdim. Orada kaldığım süre içinde tamamen bilimsel üsluplar ışığında
ve bilim disiplini işinde her alanda veriler toplamaya başladım. Bu süreçte belli bir süre sonra verilerin de ışığı altında Goralıların Sırp, Bulgar ya da Makedon olmadıkları kanaati öne çıkmaya başladı. Bu üslup işinde devam eden çalışmalar karşıma Goralıların Türk olduğu hakkındaki düşünceleri daha fazla öne çıkarmaya başladı. Ulaştığımız verilere göre Goralıların Türklüğü, bizim kanaatlerimize göre kesinlik kazanmaya kadar geldiyse de şahsen bu konudaki kanaatlerimin kesinleşmesi sonucunu erteleyerek, Goraya bilimsel bir tertip etmeye karar verdim. Bu amaçlarla, Gora'da ulaştığım verileri ve kanaatleri, yanılabileceğim kaygısıyla bilim insanlarının dikkatlerine sundum.

Bu niyetlerle Sakarya Üniversitesi ve Uluslararası Kalkınma ve İşbirliği Derneği'nin destekleriyle, Gora Bölgesine 24 Kasım-01 Aralık 2006 tarihleri arasında,
Sakarya Üni. Öğretim Üyesi Etnik Sosyoloji uzmanı Prof. Dr, H.Musa Taşdelen,
Sakarya Üni. Öğretim Üyesi Sanat Tarihi uzmanı Yard. Doç. Dr. Tülin Çoruhlu,
Sakarya Üni. Öğretim Yakın Çağ Tarihi uzmanı Yard. Doç. Dr. Ebubekir Sofuoğlu,
Sakarya Üni. Öğretim Üyesi-Sosyolog Yard. Doç. Dr. Ismail Hira,
Sakarya Üni. Öğretim Üyesi-Sosyolog Yard. Doç. Dr. M. Kemal Şan'dan
müteşekkil 5 kişilik bir heyetle, bir haftalık bilimsel bir gezi yapıldı.

Bu meyanda Gora'lılar, her alanda mercek altına alındı. Goraya bilimsel geziyi yapmış olan ilim heyeti, mezarlıklarda, dağlarda, köylerde, evlerde, halk arasında günlerce çalışarak mezarlarından mimariye, halı kilim motiflerindenkıyafetlerine, kullandıkları ev eşyalarından bütün aletlere, müziğinden doğum, ölüm, evlenme törenlerine, müziğinden örf adetlerine, diline kadar Goralıların her şeyini, mercek altına aldı.

Gora'ya yapılan geziden sonra, bölgede bulunan bulgular, Türkiye'ye dönüldüğünde de konularında uzman bilim insanlarına sunuldu. Ve bütün bu bulgular bilimsel üslup içerisinde ele alındı ve bir kanaat belirlenmeye çalışıldı.
Sonuç olarak bu eser ortaya çıktı. Tamamen bilimsel disiplin içinde ele alınan bu eseri ele aldığınızda artık siz de bir kanaate ulaşacaksınız. Bu çalışmanın verdiği ilhamla, bu tür arkeolojik, etnolojik, antropolojik çalışmaların yapılması zorunluluğu kendini daha fazla hissettirmeye başlamıştır. Yine tamamen bilimsel ölçüler içerisinde sadece Goranın değil, Balkanların da bu tür
çalışmalarla gündeme alınması gereği ortaya çıkmaktadır.

Sonraki ->
Dr. Ebubekir Sofuoğlu

11, 12 Goralıların

Adetleri Üzerine İlk Tespitler
Prof. Dr. H. Musa TAŞDELEN
Yrd. Doç. Dr. M. Kemal ŞAN
Yrd. Doç. Dr. İsmail HİRA

Goralılar, Kosova özerk bölgesi içinde varlık sürdüren bir topluluktur. Yugos-lavya devletinin dağılmasından sonra dikkatleri çeken bir topluluk haline gelmişlerdir. Herhangi bir etnik ve dini kimliğin öne çıkmadığı sosyalist bir rejim olan Yugoslavya içinde Goralılar kendi farklılıklarını tartışmaya açmak imkânını bulamamışlardır. Ancak Yugoslavya’nın tüm sosyalist bloğun çözülmesine paralel bir zaman diliminde ortadan kalkarak etnik kökenlere göre parçalanmasından sonra onlar da kendi kimliklerinin köken arayışı içerisine girmişlerdir.

Sahip oldukları nüfus sayısına bakıldığında, Goralıların önemsiz bir etnik topluluk olduğu düşünülebilir. Ancak son derece karmaşık Balkan coğrafyasında hiçbir etnik topluluğu önemsiz görmemiz mümkün değildir. Yüzyıllardır süren Batı dünya egemenliğinin dünya üzerinde kurmuş olduğu küresel ilişkilerin temeline bakıldığında bu durum çok daha iyi anlaşılacaktır. Burada hiç durmadan tüm coğrafyayı en ücra Kutup noktalarına kadar gezen ve her şeyi kodlayan bir çaba içinde olan Batılı antropologları anımsatmakla yetinelim1.

Kimlik ve aidiyet bir toplumu var eden onu diğer topluluklardan ayıran en önemli varoluş imkanıdır. Hiçbir toplum kendi farklılığını ve etnik kimliğinin ayrımına varamadan varlığını muhafaza edemez. Bugün için Goralılar ve aynı dil ve kültürü paylaşan Torbeş ve Pomaklar olmak üzere üç ayrı topluluk halinde olan bu etnik yapının nüfusunun da azımsanmayacak miktarda olduğu aşikardır.

Gora köylerinin çoğunluğu Kosova’da olmakla birlikte Arnavutluk ve Makedonya’ya dağılmış bir halde yaşayan Goralılar da bulunmaktadır. Ancak nüfuslarının bu kadar az bir yekun tutmasına rağmen büyük, küçük tüm güçlerin bu toplulukla ilişkileri ve onların etnik kimlikleri üzerindeki çalışmaları son derece dikkate değerdir. Burada Avrupa genelinde ve Balkanlarda yer alan bazı ülkelerin ve bilim çevrelerinin Gora ve Goralılara duydukları özel ilgi dikkat çekici ve bizim açımızdan da teşvik edicidir.

Toplumlar çok kolay değişmezler. Toplum ve toplulukların dış görünüşlerinde bir takım değişmeler yaşanmış olsa da onların gözeneklerine inildiğinde, toplumsal genetiğine bakıldığında bir çok şeyin çok eski zamanlardan beri yaşamaya devam ettiğine tanık oluruz. Buna toplumsal hafıza diyebiliriz.

Gora’da yürütmüş olduğumuz kısa çalışmalar neticesinde sözlü tarih çalışmalarında bulunarak bir türlü içinden çıkılamayan ve kimsenin doğrudan hüküm veremediği bu etnik topluluk üzerindeki sis perdesini bir nebze olsun aralamaya çalıştık. Ancak konunun bütün boyutları ile ortaya konulduğunu da ifade etmiyoruz. Bu yüzden çalışmamızı ilk tespitler başlığı altında ele almayı uygun gördük.

Yapılan çalışmalar temelde iki kısma ayrılmaktadır. Bir yanda maddi kültür unsurları olan ve bugün bile arazide ulaşma imkanı olan mezar, tarihi eser ve kalıntıların incelenmesini içeren bir boyut taşırken öte yandan insan unsurunu eksen alan örf adet ve geleneklere ilişkin yapılan çalışmalar da diğer boyutu oluşturmuştur.

Yürütmüş olduğumuz çalışma ile Gora’da yaşayan örf adet ve gelenekleri yaptığımız derinlemesine mülakatlar sonucunda köken akrabalıklarının olduğunu belirttikleri Orta Asya bozkır coğrafyasının topluluklarıyla gelenek, görenek ve töresi ile ne tür benzerlikler taşıdıklarını tespit etmek ve bu bilgiler ışığında Gora ve Goralılarla ilgili geçerli bilgilere ulaşmaya çaba gösterdik.

Sonraki ->

13 -> 15 Örf ve Adet

Toplumsal ve Kollektif Hafıza Olarak Örf ve Adet Taraması


Çalışmamız Kasım 2006 tarihinde Kosova Prizren Dragaş Beldesine Bağlı Gora köylerine yaptığımız ziyaret ile başlatıldı. Çalışma esnasına ziyaret etmiş olduğumuz bir çok köyde tüm topluluk kesimleri ile görüşme imkanı bulduk. Bu anlamda kadın, erkek, yaşlı genç dengesini gözeterek onlara başta kendilerini nasıl tanımladıklarından başlayarak, kültürel değerlerinden örf adetlerine varan bir çizgide bir çok sorular yönettik. Ancak konu ile daha derinlemesine bilgi sahibi olmak için Gora’lı aydınların da görüşlerine müracaat ettik.

Bu anlamda ilk etepta Abdullah Rahte, Abdullah Tatlıcı, Yahya Maznikar, Musa Djinjo (Dinç), Isa Mutas, Emrullah Redzeplari, Ramadan Redzeplari, Bayram Hoca, Enes Ensar, Esat Bekirovski gibi Gora’nın önde gelen aydınlarının görüşlerini de alarak, Gora örf ve adetleri konusunda tespitlerde bulunulmuştur. Bu ilk izlenimler bizde özellikle Türkiye’de ve Orta Asya’da Kazak ve Kırgız adetleriyle Gora’lılarınkiler arasında önemli benzerlik ve paralellikler olduğunu saptama imkanını vermiştir.

Örf adet taraması için yaptığımız mülakatlar sonucunda adet ve gelenekler bakımından özellikle Türkiye Türkleri ve Orta Asya’da Kazak ve Kırgız topluluklarının adetleriyle önemli benzerlik ve paralellikler tespit edilmiştir. Goralıların adetleri beş ana başlık altında ele alınacaktır.

Yemek ve sofra kültürü
Gora’da bir tarım kültürü geçmişinin olmadığı, köken itibariyle hayvancılığın daha baskın olduğu bir yaşama tarzına sahip oldukları görülmüştür. Baskın yaşama tarzları dikkate alındığında, Orta Asya Bozkır coğrafyasından Balkanlara göçmüş, geçmişinde göçerlik olan bir topluluk oldukları, mutfak kültürlerinde de kendini gösterir. Benzeri durum bugün Orta Asya’nın göçebe halkları olan Kazak ve Kırgızlarda da söz konusu olup yemek kültürleri büyük ölçüde hayvani gıda ağırlıklı beslenmeye dayanır2.

Goralıların yemek kültüründe yemekleri hayvani gıdalar daha ağır basar. Özellikle et, süt, peynir, tereyağı temelli beslenme, Türkiye’de ekşimik olarak bilinen özel yaptıkları peynir Goralıların en bilinen yemekleridir.

Goralılarda baba evin büyüğü olarak sofraya oturmadan ya da yemeğe başlamadan evin diğer üyeleri sofraya oturmaz ve yemeğe başlamaz.. Benzer davranış biçiminin Kazak, Kırgız ve Anadolu Türklerinde görmemiz mümkündür3.

Doğumla ilgili adetler
Goralılar, bebek doğduğunda eğer akşam doğduysa, doğumunun ilanı sabah vaktine bırakılır. Bebek doğduğunda onu tuzlu suyla yıkarlar. Aynı adet Anadolu Türklerinde yaygın bir şekilde uygulanmaktadır4.
Bebeğin doğumu münasebetiyle, eğer ailenin hali vakti yerindeyse, küçük baş hayvan kesilebilir. Bu adetin benzerine Kazaklarda da yaygın bir şekilde rastlanır.
Bebek doğduğu gün o ailede düğün başlar, şerefine büyük baş hayvan kesilir. Akşamüstü eve köyün genç kızları ve delikanlılar toplanıp bebek bekçiliği yaparlar5.
Goralılarda erkek çocuk daha fazla tercih sebebidir. Bu eğilim, Anadolu ve Orta Asya Türk topluluklarında da görülür. Neslin devamı ve Ocağın tüttürülmesi düşüncesi ön plandadır6. Ancak, erkek çocuğun daha çok tercih edilmesi, sadece Anadolu ve Orta Asya’ya has bir olgu değildir. Dünyanın başka yerlerinde de yaygın olduğunu ifade edebiliriz.
Goralılar bebeğin doğumunun 40.gününde yemek daveti verir, mevlit okuturlar. Ayrıca, hediyeler ve bahşişler dağıtırlar. Kazaklar ise, ise erkek çocuğun 37–39. gününde kız çocuğun ise 42–44. gününde kırkını yapar ve yemek daveti verir, bunun için bir küçükbaş hayvan keserler7. Goralılar, bebeğe kırkından sonra nazar değmesin diye boncuk ya da altın nazarlık takarken, aynı şekilde Anadolu’da bebeğe ve çocuklara nazarlık takma son derece yaygın bir gelenektir8.
Goralılarda evin en yaşlı kadını bebeği beşiğe yatırır. Kazaklarda ise, bebek kırkından çıktıktan sonra onun dedesi ile ninesi veya ana babası tüm komşu ve köyleri toplar ve beşiğe yatırma töreni yaparlar. Beşik üzerine yedi türlü temiz ve değerli eşya konulur. Bebeği beşiğe yaşlı ve tecrübeli kadınlar yatırır9.

Goralılarda lohusa kadınlar bir kemerle bellerini bağlarlar. Lohusalık 42 gün sürer, lohusa kadının hastalanmasın diye üzerine düşerler. Benzeri adete Türkiye ve Orta Asya Türklerinde rastlamak mümkündür. Bu anlamda Anadolu’da “lohusanın kırk gün mezarı açıktır” ifadesi Anadolu Türklüğünde konunun benzerliğini vurgulamaktadır.

Çocuğun ilk konuşması da önemli bir sevinç kaynağıdır. Goralılar çocuk ilk defa konuşmaya başladığında hediyeler verirler. Kazaklarda ise, bu durum önemli bir sevinç kaynağı olup daha geniş çerçeveli ritüellerle kutlanır. Çocuk konuşmaya yeni başladığı zaman çabuk konuşsun arzusuyla konuşma töreni yapılır. Koyunlar kesilir, çocuğa koyun dili yedirilir. Sonra çocuk kurutulmuş koyun bağırsağıyla bağlanır ve ondan konuşacağına dair yemin istenir ve o da üç defa konuşacağım diye söz verir10. Burada önemli bir ayrıntıya dikkati çekmek gerekirse, Kazaklar çocuğa koyun dilini çocuk akıcı konuşsun diye yedirirken, Goralılar koyun dilini kekeme olan çocuklara akıcı konuşsun diye emdirirler.

Goralılarda iki ablası ölen erkek çocuğun kulağına ölmesin diye küpe takılır. Çok eskiden bebeğin ağzına ihtiyar kadınlar tükürük sürerlerdi.
Goralılarda bebeğin kesilen saç ve tırnakları saklanır. Ayrıca her kim olursa olsun bütün kesilen tırnaklar toprağa gömülür. Benzeri şekilde Kazaklarda bebeğin saçı ve tırnağı kısaltıldıktan sonra saç beze sarılır ve muskaya konularak sağ omzuna takılır. Tırnağı ise toprağa gömülür. Genelde çocuğun saçının toprağa atılmadığı, kimsenin geçmediği ıssız yerlere gömüldüğü görülür11.
Goralılar bebeğin saçını tıraş ederler, ancak başında bir perçem bırakırlar.
Bebek kız ise, perçemine boncuk takılır. Kazaklar, erkek çocuk olduğunda, eskiden nazar değmesin diye onun saçlarını kesip kafasının tam ortasında bir tutam saç bırakıyorlardı. Bu saç zamanla uzadığında çeşitli boncuklarla ve değerli taşlarla süslenerek örülüyordu. Bu perçem gibi saç kuyruğuna aydar denilmekteydi12.
Başta perçem bırakma, sadece Goralı ve Kazaklara özgü bir olay değildir. Orta Asya’da yaygın olan bu âdetin bir uzantısı olarak Orta Anadolu’da bazı Yörük topluluklarında erkekler, başlarında sadece perçem ile dolaşırlar13.

Göbeğe iki düğüm atılır. Goralılarda çocuğa isim vermede evin en büyüğü olan dede önceliklidir. Anadolu’da da aynı şekilde çocuğa ismi evin büyüğü verir14. Kazaklar da ise, göçebe hayatının gereği olarak daha iç içe toplu yaşama tarzı nedeniyle, çocuğa isim vermede öncelik o beldenin büyüğüne ya da komşu ilçenin büyüğüne aittir15.

Sünnet adeti, Islamlaşma süreciyle birlikte, Türklerin ve diğer bir çok Müslüman topluluğun kültürüne giren bir unsurdur. Goralılarda sünnet yaşı 5-7 yaş arasıdır. en geç 7 yaşında çocuğun sünnet ettirildiği görülmektedir. Okula gitmeden sünnet ettirmek tercih edilir. Genelde sünnet Haziran Eylül arası yapılır.
Erkek çocuğun sünnet derisi saklanır. Kazaklarda sünnet için en uygun yaş olarak 5, 7 veya 9 yaşları belirlenmiştir. Kazaklar çocuklarını genellikle yaz sonları veya sonbahar başlarında sünnet etmektedirler16.

Her bir Goralı yedi göbek atasının adlarını bilmek durumundadır. Aynı şekilde Kazaklarda ve diğer Orta Asyalı topluluklarda aynı durum geçerlidir. Çocuk 7-9 yaşlarına geldiğinde ona baba tarafından başlayıp tüm akrabaları, anne tarafından akrabaları, dedeleri, tüm şeceresi öğretilir. Çocuğa yedi ceddini öğretmek her babanın başlıca görevidir17. Dikkat çekici olanı Goralı ailelerin yedi kuşak öncesine kadar atalarının isimlerini bilmekle beraber, Arslan, Demir, Turan gibi Türkçe isimlerin varlığına rastlanmasıdır. Bu isimlerin varlığı Islam öncesi dönemden bakiye kaldıkları düşüncesini çağrıştırmaktadır.

Sonraki ->

16 -> 20 Evlilik

ve Düğün Adetleri


Goralılarda aile birliği erkek egemen bir yapıya sahiptir. Büyük geniş aile yaygındır. Bu yönüyle başta Kazak aile yapısı olmak üzere Orta Asya Türklerinin aile yapılarıyla örtüşmektedir. Anadolu’da da geleneksel aile yapısında babaya saygı ve baba otoritesi son derece güçlüdür. Bu durumu, yapılan birçok araştırmada olduğu gibi, Nermin Erdentuğ’un Hal Köyü araştırmasında da görmek mümkündür18. Kazaklarda ise ataerkil özellikleri ağır basan bir aile yapısı söz konusudur. Ailenin yükü kadınların sırtındadır; aile içinde babanın yani erkeğin sözü geçerlidir. Baba yoksa erkek kardeşlerin büyüğü onun yerini alır, erkek çocuklar küçükse veya yoksa urug’dan başka erkekler aileyi himaye ederler ve aile üzerinde söz sahibi konumuna geçerler19. Kazaklarda kadının sözünü dinlemek iyi karşılanmayıp Dünyadaki en ağır günahlardan biri olarak görülür20.
Benzer ataerkil özellikler Kırgız, Altay, Özbek, Türkmen topluluklarında da mevcuttur. Ancak, bu topluluklardaki ataerkilliği Mehmet Eröz ve bazı sosyal bilimcilerimiz, eski Roma ve Yunan aile yapılarına göre, kendine özgü zayıf bir ataerkillik olarak yorumlamaktadır21.

Goralılarda kız kaçırma şeklindeki evliliklerin eskiden daha yaygın olduğu belirtilmiştir. Kız kaçırma Altay ve Yakut Türklerinde son zamanlara kadar evliliğin meşruiyeti için gerekli bir ritüeldi22. Orta Asya ve Anadolu’daki Türk topluluklarında rastlanan kız kaçırma olayı, evlilik kastıyla gerçekleştiğinde hoşgörüyle karşılanan bir adettir. Erdentuğ kız kaçırma şeklinde evlenmenin Türkiye’de yaygın bir evlenme şekli olduğunu ifade etmektedir23. Keza Kazaklarda da, yasaklanmasına rağmen, günümüzde çok sık vuku bulan bir evlilik şeklidir24.

Gora düğünleriyle Orta Asya ve Anadolu’daki düğün ritüelleri arasında bazı ayrıntılar dışında pek bir farklılık yoktur. Gora’da düğünlerde çift davul çalınır, zenginlik arttıkça davul ve zurna sayısı 4’e çıkar. Çift davul çalma geleneğine Anadolu’nun bazı yörelerinde de rastlanır25. Gora düğünleriyle Anadolu ve Orta Asya düğünleri arasındaki bazı benzerliklere örnek vermek gerekirse, damadın zifaf odasına girerken yumruklanma ya da dövülme adeti ki buna Anadolu’nun bir çok yerinde rastlanır26. Gelinin başına saçı saçma adeti (saçı pirinç, şeker ve buğday olabilir.) bu gelenek Anadolu ve Orta Asya Türk topluluklarında yaygın olan bir adettir. Kırgızlarda saçıya “çaçıla” denilmektedir27. Erdentuğ’un da belirttiği üzere saçı (fındık, para, buğdağ, üzüm, gibi ) adeti Anadolu düğünlerinde görülür28. Osman Yorulmaz’ın tespitlerine göre saçı geleneğinin Kazaklarda bir farklı uygulaması daha vardır ki, damat kayın enesini ziyarete gittiğinde çadıra girerken kayın enesi üzerine kayısı, ceviz vs. kuruyemiş saçar ki, bu âdete “şaşu” (saçma) denilmektedir29.

Evlenen kız ata binip atla kocasının evine yakın akrabalarının takibinde gider. Gelin ve damat tarafları çeşitli vesilerle birbirleriyle hediyeleşirler. Yakın akrabalarda bu hediyeleşmeden faydalanır. Ancak, hediye vermede ağırlık damat tarafındadır. Bu hediyeleşme âdeti sadece Goralılarda değil, Anadolu ve Orta Asya Türk topluluklarında mevcuttur. Bir diğer önemli benzerlik ise, Goralılarda başlık (kalın) parasının varlığıdır, eskiden daha yaygın olan bu adet bugün giderek ortadan kalkmaya yüz tutmuştur. Başlık ya da kalın bütün Türk topluluklarında yaygın bir uygulamaydı.

Evlenmede son derece önemli bir gelenektir. Başlık parasının en yaygın olduğu coğrafya Orta Asya’dır. Bu gelenek birçok topluluğa Bozkır halklarından geçmiştir. Kazaklarda evlilik kalıñmal (başlık) üzerine kuruludur. Evlenecek erkekler zengin olsun fakir olsun mutlak surette az veya çok kalıñmal vermek zorundadırlar. Bu anlamda kalıñmal evliliğin meşruiyet kaynağı gibidir. Kalıñmal miktarı hakkında anlaşma sağlanmadan taraflar arasında evlilik bağlamında bir ilişkiden söz edilemez30. N. Erdentuğ’un da belirttiği gibi, başlık parası Anadolu’nun büyük bir bölümünde yaygın bir adet olarak hükmünü sürdürmüşken31.

Anadolu’daki Yörük/Türkmen topluluklarında da eski ve köklü bir gelenek olarak varlığı gözlemlenmiştir32. Ayrıca başlık parasından kaçınmak isteyen fakir aileler karşılıklı dünürleşme
yoluna gidebiliyorlardı. Gora’da rastlanan bu adete aynı zamanda Kazaklarda da rastlanılmakta33. N. Erdentuğ’un tespitleriyle Türkiye’de de bazı aileler tarafından karşılıklı mübadele şeklinde uygulandığı görülmektedir34.

Goralılarda geçmişte leviratus tarzı evliliğin uygulandığı belirtilmiştir. Bu tarz evlilikte ölen erkek kardeşin eşiyle büyük ağabey ya da küçük erkek kardeş evlenebilmektedir. Aynı şekilde bu evlilik şekli hem Anadolu’da35 hem de Orta Asya’da rastlanan bir evlilik türüdür. Kazaklarda genç ve güzel kadınların kocaları öldüğünde, kadın, dul kalsa da anne babasının evine dönmüyor, ölen adamın küçük veya büyük kardeşi veya yakın erkek akrabasına eş oluyordu36. Goralılarda evliliğin yedi göbek öteden akrabalık mesafesi olan aileler arasında gerçekleştirilmesi bir töre gereği iken, bugün bazı Goralıların ifadesiyle kız bulma sıkıntısı nedeniyle, bu kuralın 3 göbeğe kadar düştüğü belirtilmiştir. Bu evlilik biçimi (dıştan evlilik-egzogami), Oğuz Türklerinin dışında Kazaklar, Kırgızlar, Başkurtlar, Altaylılar, Yakutlar, Uygurlar ve diğer Türk topluluklarında caridir. Oğuz Türklerinde ise, yani Özbekler ve Türkmenlerde (içten evlilikendogami) yakın akrabalar arasında evlilik caiz görülür37. Bu nedenle Anadolu’da akraba evliliği hoşgörüyle karşılanan bir olgudur. Ancak, Türkiye, Özbekistan ve Türkmenistan dışındaki Türk topluluklarında hoşgörüyle bakılmaz.
Örneğin Kazaklar yedi kuşak geçmeden akraba arasındaki evlilikleri helal görmezler38. Tezcan’ın kaydettiklerine göre, Türkiye’de akraba evlilikleri daha ziyade Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da yaygınken, bazı yörelerde yedi göbek öteden evlenme geleneğine de tesadüf edilir. İ.Yasa bir göçmen köyü olan Ankara Taşpınar köyü’nde benzeri bir geleneğin varlığına dikkat çekmiştir39.
Türkmenistan ve Özbekistan’da ise, yakın akraba evliliği Anadolu’daki kadar yaygın bir olgu değildir. Türkmenler, yakın akrabaları ile kız alıp verdiklerinde erkek tarafı kıza baba tarafından ve kız tarafı erkek tarafına anne tarafından akraba olduğu takdirde nikâh yerinde görülürken, kız kardeşin oğlu dayı kızıyla evlenilmesine caiz gözüyle bakılmamaktadır. Bu nedenle, yakın akraba evliliğinde aşılmaması gereken belirli sınırları vardır. Türkmenlerde “dayı” yedi atanın yerini tutar anlayışı hakimdir40.

Mehmet Eröz’ün görüşüne göre, Anadolu’ya yerleşen Türk toplulukları kendilerini yabancı unsurlardan koruyabilmek için içten evliliğe/akraba evliliğine içten evliliğe yönelmişlerdir41. Keza aynı gelenek Nermin Erdentuğ’un Elazığ’a bağlı Hal Köyü’nde gerçekleştirdiği araştırmada öncelikli ve yaygın bir şekilde tespit edilirken42, Antalya Yörüklerinde de yaygın olmasa da sürdürülmektedir43. Erdentuğ ayrıca leviratus türü evlenmeye Anadolu’nun birçok yerinde rastlanıldığını belirtmektedir44. Her ne kadar M. Eröz içten evlenmeyi ya da akraba evliliğini yabancı unsurlarla karışmamak endişesine bağlamışsa da Islamlaşma sonrası Arap unsurlarla daha yoğun ilişkiye giren Türk topluluklarının bu geleneği onlardan aldıkları da belirtilebilir. İlginç olanı, Balkanlardaki Türkler Anadolu kökenli olmakla birlikte, akraba evliliğinin tasvip edilmemesidir.
Ölümle ilgili adetler Goralılarda bir ölüm vuku bulduğunda, ölü evinde ocak yanmaz. Yemeği komşular getirir.Yedinci günde helva dağıtılır. Ayrıca ölü evinin kapısının önüne sandalye konulur ve üzerine havlu atılır. Ölünün yedisine kadar okunur. 40, 52. sene-i devriyesinde yemek verilir.

Ölünün ardından Yasin ve Mevlüt okutma adeti Gora’da halen devam etmektedir. 40. gecede camide yapılan duanın ardından şeker dağıtma adeti ile Anadolu’daki uygulama çok benzerdir. Bu bakımdan ölümle ilgili adetlerde de Anadolu ve Orta Asya Türk topluluklarıyla önemli benzerliklerin varlığına şahit olunmaktadır. Aynı şekilde Elazığ’a bağlı Hal köyünde ölü çıkan evde 1 hafta yemek pişmez, akraba ve komşular gönderir45. Kazaklarda ise ölünün canı için yedi gün çörek dağıtılır, Helva dökülür, ve ölü çıkan eve ertesi gün ekmek ve yemek gönderilir. Ayrıca, ölümden üç, yedi, kırk, yüz gün ve bir yıl sonra özel yemek verilir46.

Goralılarda ölü kadınsa kadın erkekse erkek cenazeyi bekler. Aynı âdete Erdentuğ’un Hal Köyü araştırmasında da rastlamaktayız47. Ölünün üzerine bıçak ya da makas konur. Bu adet, Anadolu’da ve bazı Orta Asya topluluklarında da görülür. Goralılarda görülen diğer ölümle ilgili adetler olarak ölünün üzerinden hayvanın geçmesi engellenmesi ve ölümünden bir yıl sonra ölünün elbise ve eşyasının dağıtılmasıdır.

Ayrıca, türbeye ve ağaca elbisesinde bir iplik bağlama adeti var. Kimisi ceketini, hastalığını ağaca bırakıp kendini iyileştirmesi için ağaca asar. Yaz ortasında Ağustosta türbeler ziyaret edilir. Arife ve bayramlarda mezar ziyareti vardır. Mezar ziyaretlerine sadece erkekler gider. Bu adetlerinde Anadolu ve Orta Asya Türk topluluklarında aynı ve benzerlerine rastlanılır. Gora’da dikkat çekici etnolojik araştırma bakımından önem taşıyan diğer bir gelenek ise, mezar taşlarına ailevi ya da sülale tamgalarının işlenmesidir. Aynı âdetin benzerini Kazaklarda bulabilmekteyiz. Ölen kişinin akrabaları, onun mezarlarını yapar ve belgi koyarlar. Belginin üzerine ölen kişinin ismi, yaşı, kabilesi ve tayfası, yazılır, varsa kabile belgisi konulur48.


Diğer Adetler
Goralılardaki tespit edebildiğimiz diğer adetler aşağıdaki şekilde sayılabiliriz. Bu adetlerin aynısına ya da benzerine Orta Asya ve Anadolu Türk topluluklarında rastlamak mümkündür.
Goralılarda misafir boş gönderilmez, azık ya da elbise verilir. Kazaklarda ise, gelenek gereği misafir, ev sahibinin atı, silahı ve köpeğinden başka her şeyini isteyebilir. Ev sahibi ise misafirin istediğini verip onu uğurlar49. Misafir geldiğinde gelin sofraya oturmaz. Evin erkeği ve yaşlı annesi oturur. Misafir eşiğe basarsa hakaret sayılır.

Anadolu’nun başta Erzurum olmak üzere belli yörelerinde ve Orta Asya topluluklarında görülen cirit oyununa Goralılarda da rastlanır.
Goralılar da geceleri borç para alınıp verilmez. Para alışverişi sabah yapılır.
Geceleri tırnak kesilmez. Çatı altında ve eşikte oturulmaz. Cinler ve perilerin kuytu yerlerde barındığına inanılır.

Gora’da Sultan Nevruz Mart Ayında kutlanır. Nevruz Bayramı Bozkır halklarına özgüdür. Her ne kadar bazı sosyal bilimciler Nevruzu Kuzey Avrupa yarımküresinin geneline ait bir bayram olarak görseler de, bu kutlamanın sosyolojik açıdan açıklaması yaşama tarzı ile mevsimsel döngüsellik arasında ilişki kurularak yapılabilir. Bozkır coğrafyasında bayram ve şenlikler, belli bir mevsimsel döngüye atfen kutlanırlar. Bu mevsimsel döngünün o topluluğun yaşama tarzı için bir anlam ifade etmesi gerekir. Mart Ayının sonları baharın uyandığı hayvanların otlaklara çıkmaya başlayacağı bir mevsimsel döngüyü ifade eder. Bu münasebetle, bozkır coğrafyasında yaşayan göçebe topluluklar için toplumsal bir anlamı olan Nevruz’un kutlama geleneğinin Türk ve Moğol topluluklarından diğer topluluklara geçmesi kuvvetle muhtemeldir. Keza, Curcevden (hıdrellez) Gora’da çok ihtişamlı kutlanır. Çünkü Mayıs başı daha yüksek yerlere yaylaklardan yaylalara sürülerle hareket etme zamanıdır. Bu mevsimsel döngü de törenle kutlanır. Aynı şekilde bu şenliğin kaynağı göçer yaşama tarzıdır.

Goralılar, su verirken bir elini göğsüne koyarlar. Abdest aldıktan sonra lavabodan çıktıktan sonra elde peşkirle beklenir. Bu adetlere Anadolu ve Orta Asya topluluklarında da rastlamaktayız.
Kadın çarşıya gitmez, yıllık erzak çarşıdan alınır, Kadın erkeği görünce sırtını döner ve yüzünü kapatır. Bu adette Islamlaşma sonrası medrese etkisi çok açık bir şekilde belirgindir. Goralılar açık bir şekilde görülen medrese etkisi nedeniyle, yüzyıllar öncesine dayanan Islam öncesi birçok adet ve geleneği, bid’at olduğu gerekçesiyle terk etmiş olabilirler.

Goralılar Ay tutulduğunda Kur’an okurlar. Ay tutulması esnasında, silâh atmak, teneke çalmak, gürültü çıkarmak ve Islâmiyet ile birlikte ise dualar etmek, Türk dünyasının bir çok yerinde bilinegelmektedir. Goralılar ile Kazak halkının ortak bazı inanışlarına aşağıdaki örnekler, Gora halkı ile Orta Asya halkları arasındaki kültürel akrabalığın önemli delillerini teşkil eder50. Bu inanışların, birçoğuna diğer Türk topluluklarında da rastlanır.

21 -> 23 Adetler

  • Büyükler konuşurken sözleri bitene kadar dinlenir.
  • Yıldızları parmakla sayılmaz sayılırsa elde siğil çıkacağı inancı vardır.
  • Gökyüzünde hiçbir şey parmakla gösterilmez.
  • Bıçak hediye verilmez, bıçakla çocukların oynamasına iyi gözle bakılmaz.
  • Ekmek yere atılmaz, ekmeğe basılmaz.
  • Geceleri ıslık çalmaya iyi gözle bakılmaz.
  • Boynuna herhangi bir şeyi asmaya iyi gözle bakılmaz.
  • Yerli yersiz gülmek iyi karşılanmaz.
  • Geceleri aynaya bakmak iyi görülmez.
  • Akşam hava karardığında kesinlikle para alışverişi olmaz. Para verilmez.
  • Ekmeği tek elle bölmek iyi karşılanmaz.
  • Yenilen yemek kötülenmez.
  • Kuş ve karınca yuvalarını bozmak iyi karşılanmaz.
  • Yaşça küçük olanlar büyükler sorduğunda konuşurlar.
  • Yemeği önce erkekler, sonra kadınlar, sonra çocuklar yer.
  • Başkasının yatağına oturmak iyi karşılanmaz.
  • Sol el ile yemek yeme iyi karşılanmaz.
  • Pantolon ve çoraplar yatağın başına konulmaz. Goralılarda yatılan odada dahi çorap tutulmaz.
  • Sofraya ve yemeğe basılması iyi sayılmaz.
  • Kapı eşiğine oturulmaz ve basılmaz.
  • Akşam saatlerinde ve geceleri ev süpürülmez ve tırnak kesilmez.

Genel Değerlendirme
Yukarıda belirtilen, yemek ve sofra kültürü, doğum, düğün, ölüm ve diğer adetlerle halk inanışları bakımından Goralılarla hem Anadolu hem de Orta Asya Türk topluluklarıyla karşılaştırıldığında büyük benzerlikler ve aynılıklar hemen göze çarpar. Burada belki de en temel farklılık, Anadolu’da endogamik/içten evliğe hoşgörü ile bakılırken, Orta Asya ve Balkanlarda egzogamik/dıştan evliliğin tercih edilmesidir.

Ataerkil evlilik geleneğinde, dıştan evlilik, kız kaçırma, başlık/kalın ve levirat türü evlilik yer alır. Türköne, Inan’dan aktardığına göre, Türklerde dıştan evlilik iki boyun birbirinden kız alıp vermesi şeklinde gerçekleşir. Hiçbir kabile kendi dahilinden evlenmez. Bugün de bu geleneğin kalıntılarının devam ettiği gözlemlenmektedir51.
Ögel’e göre, Levirat türü evlilikte ise, kendisi için başlık/kalın ödenen gelinin, erkek ailesinin malı haline gelmesi söz konusudur. Ölen kardeşin karısına ödenen kalın da bütün ailenin miras payı olduğundan dul kalan yenge, bekar erkek kardeşle evlendirilmektedir52.

Türköne’nin kaydettiği ve Ziya Gökalp’in de Şecere-i Türkî’den aktardığıyla, Uygurların çiftçi, çoban ve avcı olarak üç gruba ayrıldığı, sürü sahiplerinin kalınbaşlık karşılığı avcı topluluğun kızlarını alıp kendi obalarına götürdüklerini ifade etmekte, bu olguyu başlığın kaynağı olarak göstermektedir53. Robert Briffault, anayerli evlilikleri bir hizmet evliliği olarak ortaya çıktığını, ancak, bu hizmetin karşılığı olarak başlık parasının devreye girdiğini, anayerli evliliklerde koca eşini evinde ziyaret ederken, başlığın kocanın karısını evinden ayırarak kendi evine götürmesinin bir bedeli olarak ortaya çıktığını öne sürmektedir54. Hint-Avrupa topluluklarında, başlık parası yerine drahoma vardır, drahoma, kız tarafının erkek tarafına ödenen evlilik bedelinin adıdır. Dolayısıyla, Avrupa kıtasına özellikle Balkanlara başlık/kalın parası Bozkır coğrafyasından yani Orta Asya’dan göçen halklar tarafından getirilmiştir. Bu adet, bazı Hint Avrupa kökenli halklarda görülüyorsa, bunun nedeni, zaman içerisinde bozkırlı göçebe halklarla girdikleri etkileşim olmalıdır. Çünkü başlık/kalın geleneği, genelde ne bir Hint-Avrupa özelde ise ne de bir Slav geleneğidir.

Slavlar köken itibariyle tarımla uğraşan topluluklardır. M.S. 5. yüzyıldan 13. Yüzyıla kadar Orta Asya coğrafyasından Balkanlara yığınlar halinde göçler gerçekleşmiş, Bozkır kökenli büyük bir nüfus birikimi söz konusu olmuştur. Özellikle, göçebe kökenli Avar ve Bul-ogur (Bulgar) Türkleri, verimli bir tarım coğrafyası özelliğine sahip Balkanlarda Slavların tarım tecrübesinden istifade edebilmek için, onları tarım alanlarında istihdam etmişler, ancak, zamanla onlarla karışarak Slav dillini benimseyip Hıristiyanlaşmışlar, sonuçta asimile olmuşlardır55. Bugün 8 yüzyılı içine alan bir zaman sürecinde Orta Asya’dan Balkanlara göçen hiçbir Türk dilli topluluk kalmamıştır. Bunun istisnası Macarlardır. Macar Kimliğinin ve dilinin korunmasında Osmanlı yönetim ve desteğinin büyük önemine ünlü Macar tarihçi S. Takats dikkati çekmektedir56.
Hayvancılıkla uğraşan toplulukların kökeni Bozkır coğrafyası yani Orta Asya’dır.

Etnik yapılarla yaşama tarzı arasında göz ardı edilemeyecek bir ilişki söz konusudur. Örneğin Güney Balkanlarda Slav topluluklarında ortaya çıkan Zadruga tipi aile, bu toplulukların tarım temelli yaşama tarzlarından kaynaklanır.
Zamanla Slav dilli hale gelen bir çok Balkan topluluğu, Slav unsurlarla etkileşim sonucu bu hale gelmişler, çevrede yer alan etnik unsurlarla yüzyıllar boyu süren yoğun etkileşim, kendi dillerini devam ettirmelerini sağlayacak ortamı ortadan kaldırmış olmalıdır.

Gora dili üzerine ciddi hiçbir araştırma yapılmamıştır. İlk bakışta, Gorançe, bir Slav dili olmaktan ziyade, gerek kelimeler gerekse dil yapısı açısından Slav dilleriyle Türkçenin bir karışımı olan karma bir dil özelliği göstermektedir.

Goralıların bulunduğu coğrafya dikkate alındığında, yaşama tarzı ve kültürel değerler itibariyle Slav unsurlarla bağları bulunmamaktadır. Ancak yaşadıkları coğrafyada Slav topluluklarla Slav dilli bir çevrede yoğun etkileşimde bulunmaları, dillerinin karma bir dile dönüştüğü intibaını vermektedir.

Goralılar, aynı zamanda Torbeş ve Pomak adlarıyla anılan Balkanların diğer topluluklarıyla ortak dil ve kültüre sahiptirler, Sırp bilim çevrelerinin Goralı kavramını kabul etmedikleri onlara Pomak adını verdikleri söylenmektedir.
Ancak, aynı etnik topluluğun üç ayrı adı olamaz, dolayısıyla Goralı, Torbeş ve Pomak adları, onlara çevrelerinde yer alan muhtemelen Slav topluluklar tarafından verildiği ve gerçek etnik adları olan Orta Asya’dan bu coğrafyaya taşıdıkları boy adlarının unutulduğu kanaatindeyiz. Buna rağmen, mezar taşlarındaki belgi ve tamgalar, birer maddi delil olarak kökenlerinin hangi Türk boylarına ait olduğunu bizlere söylemektedir.

Goralılar üzerlerinde yürütülen tüm farklı etnik kategorilendirme çabalarına rağmen büyük bir çoğunlukla kendilerini Türk olarak tanımlamaktadırlar.
Bu son derece önemli bir aidiyet ilişkisidir. Nitekim bugün için Türkçe’yi ana dil olarak uzun yüzyıllardan beri konuşmamış ve Slavik dillerin tesiri ile çok uzun yüzyıllar önce dillerini kaybetmiş olmalarına rağmen çoğunluk itibariyle kendilerini Türk kimliğine ait hissettikleri tarafımızdan tespit edilmiştir. Gora daha önce yapılan çalışmalara göre Balkanlarda çok uzun bir zaman diliminden beri var olan bir bölgedir. Bu bölgede yaşayan insanların bizce en önemli özelliği kendilerini çevrelerinde yer alan diğer etnik toplulukların hiçbirine dahil etmemeleridir.

Kendi etnik aidiyetlerini ortaya koyarken sahip oldukları dini inanç da kimliklerini belirlemede tek başına yeterli olmamaktadır. Nitekim bu bölgede yaşayan Boşnak ve Arnavutlarla aynı dine (İslam’a) mensup olsalar da onlarla bir etnik aidiyet bağı kurmamaktadırlar.

Gora bölgesi üzerinde yürütmüş olduğumuz saha çalışması ve konunun teorik zeminde tartışılmasından sonra ulaşmış olduğumuz ilk bulguları bu şekilde değerlendirip bu deneyimden edindiğimiz bilgilerin ileriki çalışmalarımız için önemli bir kalkış noktası sağlayacağı kanaatindeyiz.

24 -> 26 Dipnotlar

1- Edward Said, Said, Kültür ve Emperyalizm, (Çev. Nemciye Alpay) Hil Yayınları, İstanbul, 1998, s. 334.
2- Jannat Erqalieva, Nurhat Şakuzadaulı, Kazak Kültürü, Katev (Uluslararası Eğitim ve Kültür Vakfı, Al-Farabi Kitabevi, Almatı, 2000, ss.33-37
3- Nermin Erdentuğ, Hal Köyü'nün Etnolojik Tetkiki, AÜ, DTCF Yayını, 2. baskı, Ankara, 1968, s. 76
4- Aynı eser s. 88
5- Jannat Erqalieva, Nurhat Şakuzadaulı, Kazak Kültürü, Katev (Uluslararası Eğitim ve Kültür Vakfı, Al-Farabi Kitabevi, Almatı, 2000s. 88
6- Aynı eser, s. 87
7- Aynı eser, s. 90
8- Nermin Erdentuğ, a.g.e., s. 89
9- Jannat Erqalieva, Nurhat Şakuzadaulı, a.g.e., ss.90-91.
10- Aynı eser, s. 95
11- Aynı eser, s.90
12- Aynı eser, s. 98
13- Mehmet Eröz Yörükler, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı yayını, İstanbul, 1991, s. 61
14- Nermin Erdentuğ, a.g.e., s. 90
15- Jannat Erqalieva, Nurhat Şakuzadaulı, a.g.e., s. 88
16- Aynı eser.,s. 95
17- Aynı eser, s. 96
18- Hermin Erdentuğ, a.g.e., s. 76
19- Osman Yorulmaz. Kültür Tarihi Açısında Kazak Türklerinde Evlilik Âdetleri, s. 1
20- Jannat Erqalieva, Nurhat Şakuzadaulı, a.g.e., s. 247
21- Mehmet Eröz, Türk Ailesi, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1977, ss.6-12
22- Aynı eser, s.34
23- Nermin Erdentuğ Sosyal Adet ve Gelenekler, Kültür Bakanlığı yayını, Ankara, 1977, s. 65
24- Osman Yorulmaz,a.g.m., s. 17
25- Erman Altun, Adana Köy Seyirlik Oyunlarından Örnekler, http://turkoloji.cu.edu.tr/HALKBILIM/3.php
26- Nermin Erdentuğ Sosyal Adet ve Gelenekler, s. 80
27- Zekeriya Karadavut, Mustafa Aksoy, Kırgız Gelenekleri ve Abramzon, Türk Yurdu, Kasım 2001, Cilt:21, Sayı:171, s. 62
28- Nermin Erdentuğ Sosyal Adet ve Gelenekler, s. 79
29- Osman Yorulmaz, a.g.m., s. 9
30- Jannat Erqalieva, Nurhat Şakuzadaulı, a.g.e., s. 130
31- Nermin Erdentuğ Sosyal Adetler, s.71
32- M. Cihangir Doğan, M. Sait Doğan, Yörüklerin Sosyal ve Kültürel Hayatı (Antalya Örneği) Kızılelma Yayıncılık, İstanbul, 2005, s. 33
33- Jannat Erqalieva, Nurhat Şakuzadaulı, a.g.e, s. 259
34- Nermin Erdentuğ Sosyal Adet ve Gelenekler, s. 70
35- Aynı eser, s. 64
36- Jannat Erqalieva, Nurhat Şakuzadaulı, a.g.e, s. 261
37- Mehmet Eröz, Türk Ailesi, s.36
38- Jannat Erqalieva, Nurhat Şakuzadaulı, a.g.e., s. 230
39- Mahmut Tezcan, Türk Aile Antropolojisi, İmge Kitabevi, Ankara,,2000, s. 30
40- Ağa Niyazi Begoğlu, Türkmen Boylarının Tarih ve Etnoğrafyası, İstek Vakfı yayınları, İstanbul, 2000, s. 768
41- Mehmet Eröz, Yörükler, Türk Dünyası AraŞtırmaları Vakfı, İstanbul, 1991, s. 53
42- Nermin Erdentuğ, a.g.e., s. 45
43- M. Cihangir Doğan, M. Sait Doğan, Yörüklerin Sosyal ve Kültürel Hayatı (Antalya Örneği) Kızılelma Yayıncılık, İstanbul, 2005, s. 28
44- Nermin Erdentuğ, Sosyal Adet ve Gelenekler, s. 64
45- Nermin Erdentuğ, a.g.e., s. 105
46- Jannat Erqalieva, Nurhat Şakuzadaulı, a.g.e., s. 108
47- Nermin Erdentuğ, a.g.e., s. 105
48- Jannat Erqalieva, Nurhat Şakuzadaulı, a.g.e., s. 107
49- Aynı eser, s. 56
50- Aynı eser, ss. 266-267
51- Mualla Türköne, Eski Türk Toplumunun Cinsiyet Kültürü, Ark Yayınevi, Ankara, 1995, s. 175.
52- Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün GeliŞme Çağları, 2. baskı, Kömen yayınları, Ankara,
1979, ss.176-177
53- Mualla Türköne, a.g.e., s. 130
54- Robert Briffault, Analar, (çev. Şemsa Yeğin), Payel Yayınevi, Istahnbul, 1990, ss. 264,272
55- Muzaffer Turay, Türkler, Ruslar ve Bulgarlar, HÜ, Edebiyat Fakültesi Dergisi, Cilt:5, Sayı: 2 Aralık, 1988, s. 195
56- S. Takats, Macaristan Türk Aleminden Çizgiler, (çev. Sadrettin Karatay) Milli Eğitim Yayınları, Istanbul, 1970, ss. 375-424

27, 28 Gora

Dilindeki Türkçe Kelimeler
Dr. Selçuk KIRBAÇ, Dr. Ebubekir SOFUOĞLU

Karadeniz
ve Adriyatik arasında yer alan Balkan yarımadası, en eski devirlerden itibaren farklı milletlerin göç hareketlerine şahitlik etmiştir. Bu topraklara gelen milletler, yüzyıllar boyunca sürecek olan farklılaşmanın ve aynılaşmanın da öncüleridirler. Hem etnik bakımdan bir araya gelişler ve ayrılışlar hem de dil ve kültür bakımlarından görülen karışmalar, Balkan milletlerini birbirlerinden ayrılmayacak bir tarihin içine itmişlerdir. Balkan milletleri bu tarihî beraberlik içinde eski dil ve kültür kalıntılarını da bugüne dek muhafaza etmişlerdir.

Balkan yarımadasına gelen en eski topluluklardan biri de şüphesiz Türklerdir. Önce Hunlar, ardından Ogurlar, Avarlar, Peçenekler, Uzlar ve Kuman-Kıpçaklarla Balkanlarda hüküm süren Türkler, Osmanlılarla da bu bölgedeki hâkimiyetlerini perçinlemişlerdir. Böylece miladın ilk yıllarından itibaren aralıksız olarak Türk topluluklarını Balkanlarda görüyoruz. Bu da Türk dilinin Balkanlarda en eski çağlardan beri yaşadığını gösteriyor. Yani Osmanlılara gelinceye dek Türk dilinin varlığı bu bölgede devam etmiştir. Osmanlılarla birlikte de ‘üst katman etkisi superstratum’ söz konusu olmuş ve binlerce kelime Türk dilinden Balkan dillerine geçmiştir.

Türk diliyle Balkan dillerinin ilk temasları ile ilgili bazı bilgiler bize bu ilginin ne kadar erken dönemlerde başladığını söylüyor. Eski Slâvcada bazı Türkçe sözlerin muhafaza edildiğini görüyoruz. Eski Slâvca ‘bıku’ Türkçe ‘boğa’, Eski Slâvca ‘koza’ Türkçe ‘keçe, keçi’.1 1884 yılında yayımladığı ‘Die türkischen Elemente in den südost-und osteuropaischen Sprachen’ adlı eserinde Miklosich, Bulgarca, Sırpça, Lehçe, Ukraynaca, Rusça, Yunanca, Arnavutça ve Romence’ye geçmiş Türkçe kelimeleri konu edinir. Bilim adamı, Türk dilinden geçmiş kelimelerin kronolojisini kurarak geçiş devrini tespit etmeye çalışmıştır.

Miklosich’in incelediği kelimeler en eski dönemlerden itibaren Türk dilinin Slâv dilleriyle ilişkisini göstermesi bakımından fevkalâde bilgileri ortaya çıkarmaktadır.
2 Türk dilinden Sırp-Hırvat diline geçen kelimeleri bir sözlükte toplayan A. Škaljid, Türk sözlerinin Balkanlarda ve özellikle Slâv dillerinde yerleşmesinin Osmanlı Türklerinin bu yerlere gelmesine bağlı olmasına rağmen reddedilmeyen bir gerçeğin daha olduğunu belirtir. Bu gerçek de Osmanlılardan önce Türk dilinin etkisinin bu dillerde görüldüğüdür. Avarların Panoniya adlı geniş ovaya gelmesinden ve bunların Balkan toplulukları ile ilişkiye girmesinden itibaren Türk dilinin Balkan dillerinde iz bıraktığını belirten Škaljid, Jrexek adlı yazarın ‘Istorija Srba, 1952, s.4’ adlı eserinden şu bilgiyi bize aktarır: ‘Katun’ kelimesi Sırpçada ‘kaduna’ şeklinde kullanılmaktadır ve ‘Turska Jena’ yani Türk kadını veya asil kadın anlamındadır. Bu kelime de Avarlar döneminde bu dile girmiş olmalıdır.3

Bütün bu bilgiler bize, Türk topluluklarının Balkanlarda yaşayan topluluklarla sıkı bir temas içerisinde olduğunu göstermektedir. Yukarıda da ifade edildiği gibi yüzyıllar, hem etnik bakımdan hem de dil ve kültür bakımlarından Balkan topluluklarının tarihlerini birbirlerinden ayrılmaz hâle getirmiştir. Türk etnik zümrelerinin etkisi4 Balkanlarda yaşayan kültürleri de Türk kültürünün bir uzantısı hâline getirmiştir.
Bu tarihî derinlik içerisindeki topluluklardan biri olan Goralıları da bu bütünlük içerisinde değerlendirmek uygun olacaktır.

29 -> 31 Goralılar

Goralılar, Makedonya, Kosova, Arnavutluk devletlerinin sınırlarını kesiştiği yerler olan ve yoğunlukla Kosova’nın Güneyinde kalan bölgede yaşayan halktır.
Çoğu Kosova’da olmak üzere Makedonya’da, Sırbistan’da, Bulgaristan’da, Arnavutluk’da, Yunanistan’da da Goralılar vardır. Makedonya, Arnavutluk, Kosova’nın kesişme noktası olan bölgede yaşayan Goralılar, coğrafî olarak çok önemli bir bölgeye sahiptirler. Goralılar, Gora bölgesinin Kosova tarafında kalan kısımda 15.000 kadar Gora’lı olduğunu söylemektedirler. Buna ilâve olarak Goralılar, Prizren başta olmak üzere Kosova’nın diğer bölgelerinde Goralıların
olduğunu, bu bölgelerdeki Goralıların da yaklaşık 5000 olduğunu beyan etmektedirler.

Arnavutluk tarafında kalan Gora bölgesinde de nüfuslarının 15.000 olduğunu ileri süren Gora’lılar, Makedonya tarafında kalan Gora bölgesinde 20.000 kişiden fazla bir nüfusa sahip olduklarını ifade etmektedirler. Goralılar, Makedonya’daki nüfuslarına yine Makedonya’da var olan, Goralılar gibi kendilerini Türk olarak ifade eden Torbeş’leri de ilâve etmektedirler. Makedonya’daki Torbeşlerin kendilerinin yönettiği iki belediyeleri vardır ve bu belediyelerde Torbeşler, Türk bayrakları dalgalandırmaktadırlar.

Bundan başka Goralılar, başta Voyvodina, Belgrat olmak üzere Sırbistan’nın birçok bölgesinde olmak üzere 20.000 ve başta Selanik olmak üzere Yunanistan’da da sayısını tam ifade edemedikleri Goralıların olduğunu beyan etmektedirler. Diğer taraftan Türkiye’ye göç etmiş Goralıların da olduğu bilinmektedir.
Goralıların kimler olduğuna ya da ırk veya etnik kökenlerine dair birçok tartışmalar yürütülmekte ve çeşitli tezler ortaya atılmaktadır. Bilim adamları, tarihçiler, sosyolog ve dilcilerin Goralıların kimler olduğuna dair bugüne kadar yaptıkları araştırmaların çoğu objektiflikten uzak, yüzeysel ya da siyasî yönlendirmelerin etkisi altındadır. Ancak bilim adamlarının hemfikir oldukları görüş, Osmanlı ordularının Balkan topraklarına çıktığı zaman Goralıları, Torbeşleri ve Pomakları isim olarak o şekliyle bulduğudur. Başta Islâm dinine
mensup olmaları gibi kültür ve yaşam tarzlarında ortak özellikler taşıyan bu halkların Goralı, Torbeş veya Pomak isimlendirilmesinden yola çıkarak, günümüzde Bulgar, Yunan, Arnavut, Sırp tarihçiler, bu halkları çeşitli şekillerde kendi ırkları ya da halkları olarak göstermeye çalışmaktadırlar. Onların Islâmlaştırılmış Bulgar, Makedon, Sırp, Rus ya da Yunan’lılar oldukları tez ve iddiaları hâlâ güncelliğini korumaktadır.

Dragaş Belediyesinden 15 kilometre uzaklıkta bulunan Brod, Gora köylerinden biridir. Burası, Osmanlı döneminin bölgedeki önemli ticaret merkezlerinden sayılır. Makedonya-Kosova sınırı yanı başında bulunan bu köy halkının çoğu, Osmanlı askerinin bölgeden ayrılması üzerine Türkiye’ye göç etti. Bu göç, 1999 Kosova Savaşı’na kadar aralıksız sürdü. 1999 yılı Kosova savaşı sonrasında bölgede son bir göç dalgası daha yaşandı. Goralılar, savaşın ardından baskı, yağmalama ve saldırıların kurbanı oldu. Üsküp’teki yakınlarının yanında yanına giden 450 Brod’lu aile, ayrıca Iştip, Bitola, Prilep, Veles ve Koçani gibi şehirlere de yerleşti.

Gora üzerine çeşitli araştırmalar yapılıp ve çeşitli tezlerin ileri sürüldüğünü dile getiren Brod’un “DAG” Kültür ve Araştırma Merkezi Başkanı Yahya Maznikar, yapılan bu araştırmalar hakkında şunları anlatıyor: “1876 yılında Osmanlının ayrılışı ardından Rus Bilim adamı Yastrebov’un yapmış olduğu araştırmalar sonucunda Gora bölgesinde yaşayan halkın Rus asıllı olduklarını ileri sürülmüştür. Yastrebov’un ardından bu bölgede araştırma yapan Bulgaristanlı araştırmacı Şişkov, “Bulgari Muhamedani” isimli eserinde Goralıları Bulgar asıllı Müslümanlar olduğu tezini ortaya atar. Daha sonra Makedonyalı Todor Petrova ve Niyazi Limanovsko, Gora’da yaptığı araştırmalarda burada yaşayan halkın Müslüman dinini benimsemiş Makedonlar olduğunu ileri sürer. Goralılarla ilgili ortaya atılan değişik tezlerden kimileri ise bura halkının Arumuni (Romanyalı), Bogumiller ya da değişik soylardan geldiğini ortaya atmıştır. Goralıların kimler olduğuna dair ortada duran soru işareti bura halkı için hassas konulardan biri olmuştur. Bizce Goralıların kimler olduğuna dair gerçekler Osmanlı arşivlerinde yatmaktadır.”

1876 yılları arasındaki dönemde ve Osmanlı belgelerindeki kayıtlara göre bu bölgede yaşayan Goralılar, kendilerini Türk olarak bildirmişlerdir” diyen Maznikar, Osmanlı yönetiminin ayrılışı ardından Sırp-Hırvat-Sloven Krallığında ve Yugoslavya Sosyalist Federatif Cumhuriyeti kayıtlarında Goralıların kendilerini Türk olarak bildirdiğini ifade ediyor. Birçok doğum kayıt belgesi de bu halkın kendilerini Türk olarak bildirdiklerini kanıtlamakta. İkinci dünya savaşı sonrası baskı ve asimilasyon girişimleri sonucu Gora bölgesinden Türkiye’ye göçlerin yine ivme kazandığını kaydeden Maznikar, 1971’de Gora’dan 5000 kişilik bir grubun daha Türkiye’ye yerleştiğini anlatıyor ve sözlerine şöyle devam ediyor:

“Osmanlı arşivlerinde Gora bölgesinde yaşayan halkın Türk olduğu ve Osmanlı’dan önce buraya yerleşen Türk kavimlerinden oldukları vurgulanmaktadır.
Osmanlının ayrılışı ardından bura halkına yönelik Pan- Slavcılık ve asimilasyon hareketleri başlatılmış, direnenler ya öldürülmüş, ya da göçe zorlanmışlardır. Bu asimilasyon, günümüzde de açık olmasa bile dolaylı bir şekilde sürmektedir”.5
Goralılar, kendilerini Türk olarak tanıtmaktadırlar. Buna karşılık diğer milletler ise Gora'lıların bu tanımlamalarının tersine onları değişik şekillerde tanımlamaktadırlar.

Gora'lılarla yakından ilgilenen Bulgarlar, onlara Bulgar demektedirler. Ayrıca bölgeye Bulgar bilim adamlarını gönderip Goralı aydınlarla görüştürerek, bilimsel açılardan da Gora'lıların Bulgar olduklarına ikna etmeye çalışmaları devam etmektedir. Bulgarlardan başka Makedonlar da Goralıların aslında Makedon olduklarını söylemektedirler. Sırplar, Gora'lıların Sırp olduklarını söylemekte ve bunu da bilimsel olarak ispat etmeye çalışmaktadırlar. Gora'lıların Sırp olduğu tezi, Sırplara yakınlığı ile bilinen Fransızlarca da savunulmakta hatta bölgede görevli Fransızlarca Sırplara bu konuda destek sağlanmaktadır.

Gora'lılar üzerine olan bu kadar uluslararası ilgiye ve yukarıda sayılan birçok milletin Goralıları kendilerinden göstermeye çalışmasına rağmen, Gora'lılar kendilerini Türk saymaktadırlar. Gora'lılar, Osmanlı’nın yapmış olduğu, Yemen dâhil bütün savaşlara katılmışlar, 1878 Osmanlı-Rus Savaşında Gora taburu diye adlandırılan bir tabur meydana getirmişlerdir. Hatta Osmanlı’nın Balkanlardan 1912 yılında çekilmesinden üç yıl sonra gruplar hâlinde Çanakkale Savaşı’na katılan birçok Goralı genç, Çanakkale Savaşı’nda şehit olmuştur.

32 Gora Dili

ve Türkçe
Diller arasındaki etkileşimler yalnız toplumsal veya siyasî ilişkilerle gerçekleşmez. İki dilin değişik sebeplerle ve değişik şartlar altında karşılaşmaları, bir arada yaşamaları ya da kullanılır olmaları, bunlar arasında geçişme ve etkileşmelere, bu dillerden birinde görülen ses, şekil ve söz dizimiyle ilgili eğilimlerin diğerine yansımasına, aktarılmasına yol açar.6 Ayrıca diller arasındaki bu ilişkilerin çözülmesi bir dilin tarihini aydınlatabilir. Bu bakımdan değerlendirildiğinde bu yönde yapılan dil çalışmalarının bir ‘dil arkeolojisi’ alanını ortaya çıkardığını düşünebiliriz.

Gora dili, söz varlığındaki Türkçe kelimelerle bu bakımdan değerlendirildiğinde ilgi çekici bir tablo ortaya koyar. Bu Türkçe kelimeleri iki grup hâlinde değerlendirmek mümkündür. Birinci gruba dâhil edeceğimiz kelimeler, Türk dili kökenli olanlardır ve sayıca bir hayli fazla oldukları görülür. Türk diliyle ilişkisi olan diğer Balkan dillerindeki kelimelerle mukayese edildiğinde bu durum daha net olarak anlaşılır. Maddî ve manevî kültürle ilgili birçok anlam alanındaki Türk dili kökenli kelimeler, Gora dilinde kullanılmaktadır. İkinci gruba dâhil edebileceğimiz kelimeler, Türk dili kökenli olmayan, Türk dili aracılığıyla Gora diline geçmiş kelimelerdir. Arap, Fars, Grek ve Lâtin kökenli bu kelimeler, Türk dilinin fonetiğiyle Gora diline girmişlerdir. Her iki gruba dâhil ettiğimiz kelimeler, Gora dilinin söz varlığında önemli bir yer işgâl etmektedirler. Bu kelimelerin tesbiti hem Gora dili bakımından hem de Türk dili bakımından önem arzeder.

Gora dilinde kullanılan Türk dili kökenli kelimeler bugün hem Türkiye Türkçesinde hem de Türk dilinin diğer lehçelerinde kullanılırlar. Bu kelimeler, yukarıda söylediğimiz gibi farklı anlam alanlarına aittirler. Öncelikle Gora dilinde kullanılan Türk dili kökenli kelimeler hakkında bilgi vermek amacıyla bu kelimelerin Türkiye Türkçesinde ve diğer Türk lehçelerindeki şekillerini incelemek doğru olacaktır. Gora dilinde varolan Türk dili kökenli kelimelerin ortaya çıkarılması bakımından bu şekiller önem arzederler. İncelememizin ilk bölümünde Gora dilinde kullanılan Türk dili kökenli kelimelerin önce Gora dilindeki şekli ardından da Türkiye Türkçesindeki ve diğer Türk lehçelerinde olan şekilleri yer almaktadır.

Gora dilindeki Türk dili kökenli kelimeler başlığı altında ortaya koyduğumuz bu kelimelerin ardından Gora dilinde kullanılan Türk dili kökenli ve Türk dilinden bu dile geçmiş Türkçe kelimelerin anlam alanlarına göre gruplandırması yer alır. Bu gruplandırma, bize, Gora dilinde birçok anlam alanında Türkçe kelimelerin yaygın olarak kullanıldığını göstermesi bakımından önemli ipuçları verecektir. Şüphesiz bu makalede kullandığımız kelimeler elimizde Gora dilinin
bir sözlüğü olmadan tespit ettiğimiz kelimelerdir. Bu dilin bir sözlüğü yayımlandığı takdirde Gora dilinin bütün söz varlığı ortaya çıkacak ve bizim bu çalışmada göstermeye çalıştığımız Türk dilinden Gora diline geçmiş kelimelerin varlığı daha net bir biçimde ortaya konacaktır.

Diğer taraftan anlam alanında yaptığımız bu gruplandırmadan başka Gora dilinde kullanılan bazı Türkçe fiil kelimelerinin Gora dili kurallarına göre şekillendirildiğini gördük ve bunlardan tespit edebildiğimiz bazı örnekleri de verdik.

Gora dilinde Türk dilinden geçmiş kelimelerde kullanılan bazı ekler bulunmaktadır. Bu ekler, diğer Balkan dillerine de aynı şekilde Türk dili aracılığıyla geçmiş ve sadece Türkçeden geçen kelimelerde değil bu dillerin kendi kelimelerinde kullanılır olmuşlardır.7 Meselâ Türkçe +lik (+lık, +luk) eki Boşnakçada Slâv kelimelerine de getirilmiştir: lopovluk (hırsızlık), bezobrazluk
(yüzsüzlük). Gora dilinde kullanılan Türk dilinden geçmiş eklerden şunları görüyoruz:

+li(ja), +luk (+lik), +ci (cija):
rahatljija
(rahat), joldzije (yolcu), jorgandzija (yorgancı), hamallik (hamallık), agalik (ağalık),

33 -> 36 Gora Dilindeki

Türkçe Kökenli Kelimeler

Axik TT. Açık, Az. açıg, Bşk. asık, Kzk. aşık, Krg. Açık, Özb. Açık, Tat. Açık, Trk. Açık, Uyg. Oçuk.
Adaš TT. Adaş, Az. adaş, Bşk. azaş, Kzk. attaş, Krg. adaş, Özb. adaş, Tat. adaş Trk. atdaş, Uyg. atdaş.
Altin TT. altın, Az. altun, Bşk. altın, Kzk. altın, Krg. altın, Özb. altin, Tat. altın, Trk. altın, Uyg. altun.
Aga TT. ağa, Az. ağa, Kzk. iye, ege, Krg. ê, Özb. ağa, Uyg. aka.
Arka TT. arka, Az. arha, Bşk. arka, Kzk. arka, Krg. arka, Özb. arka, Tat. arka, Trk. arka, Uyg. arka.
Arabe TT. araba, Az. araba, Bşk. arba, Kzk. arba, Krg. araba, Özb. arava, Tat. arba, Trk. araba, Uyg. harvu.
Arkadaš TT. arkadaş, Tat. arkadaş.
Aslan TT. aslan/arslan, Az. aslan, Bşk. arıslan, Kzk. arıstan, Krg. arstan, Özb. ärslan, Tat. arıslan, Trk. arslan, Uyg. arslan.
At TT. at, Az. at, Bşk. at, Kzk. at, Krg. at, Özb. at, Tat. at, Trk. at, Uyg. at.
Avdzija TT. Avcı
Azgîn TT. Azgın
Bajrak TT. bayrak, Az. bayrag, Bşk. bayrak, Kzk. bayrak, Krg. bayrak, Özb. bayrak, Tat. bayrak, Trk. baydak, Uyg. bayrak.
Baldiza TT. baldız, Az. baldız, Bşk. baldız Kzk. baldız, Krg. baldız, Özb. baldiz, Tat. baldız.
Baš TT. baş, Az. baş, Bşk. baş, Kzk. bas, Krg. baş, Özb. baş, Tat. baş, Trk. baş, Uyg. baş.
Baška TT. başka, Az. başga, Bşk. başka, Kzk. baska, Krg. başka, Özb. başka, Tat. başka, Trk. başğa, Uyg. başka.
Bogaz TT. boğaz, Az. boğaz, Bşk. boğaz, Tat. buğaz, Trk. boğaz, Uyg. boğaz.
Bubrek TT. böbrek, Az. böyrek, Bşk. böyör, Kzk. büyrek, Krg. böyrök, Özb. büyrek, Tat. böyir, Trk. bövrek, Uyg. börek.
Beg TT. bey, Az. bäy, Bşk. bay, Tat. bay, Trk. Açık, Uyg. bäk.
Boj TT. boy, Az. boy, Bşk. buy, Kzk. boy, Krg. boy, Özb. boy, Tat. buy, Trk. boy, Uyg. boy.
Boš TT. boş, Az. boş, Bşk. buş, Kzk. bos, Krg. boş, Özb. boş, Tat. buş, Trk. boş, Uyg. boş.
Bujlje TT. böyle, Az. belä, Trk. Beyle.
Demija TT. gemi, Az. gämi, Kzk. keme, Krg. keme, Özb. kemä, Trk. gämi, Uyg. kemä.
Duzelj TT. güzel, Az. gözäl, Bşk. güzäl, Krg. gözöl, Özb. gözäl, Tat. güzäl, Trk. gözel, Uyg. gözäl.
delj TT. kel, Krg. kal, Trk. kel.
dizgija TT. çizgi, Az. çizgi, Bşk. hızık, Kzk. sızık, Krg. sızık, Özb. çizık, Tat. sızık, Trk. çızık, Uyg. sızık.
xorTT. kör, Az. kor, Kzk. kör, Krg. kör, Özb. kör, Trk. kör, Uyg. kör.
xuprija TT. köprü, Az. körpü, Bşk. küpir, Kzk. köpir, Krg. köpürö, Özb. köprik, Tat. küpir, Trk. köpri.
Dajdzo TT. dayı, Az. dayı, Kzk. dayı, Krg. tağa, Özb. tağa, Trk. dayı, Uyg. tağa.
Domuz TT. domuz, Az. donuz, Kzk. donız, Krg. donuz, Özb. tonğız, Tat. dungız, Trk. donuz, Uyg. tonğuz.
Dorija TT. doru, Bşk. turı, Kzk. torı, Krg. toru, Özb. toruk, Tat. turı, Trk. dor, Uyg. toruğ.
Eksik TT. eksik, Az. äskik, Krg. öksük, Trk. eğsik.
Ešte (ište) TT. işte
Evet TT. evet.
Κîk TT. ışık, Az. işıg, Trk. ışık.
Jaka TT. yaka, Az. yaha, Bşk. yağa, Kzk. jağa, Krg. caka, Özb. yaka, Tat. yaka, Trk. yaka, Uyg. yaka.
Janlîš TT. yanlış, Az. yanlış, Bşk. yanılış, Kzk. janılış, Krg. canılış, Özb. yängliş, Tat. yalğış, Trk. yalnış.
Jardîm TT. yardım, Az. yardım, Bşk. yarzam, Kzk. järdem, Krg. cardam, Özb. yardäm, Tat. yärdäm, Trk. yurdam, Uyg. yardäm.
Jan TT. yan, Az. yan, Bşk. yan, Kzk. jan, Krg. can, Özb. yan, Tat. yan, Trk. yân, Uyg. yan.
Jatak TT. yatak, Az. yatag, Bşk. yatak, Kzk. jatak, Tat. yatak, Uyg. yatak.
Jorgan TT. yorgan, Az. yorğan, Bşk. yurğan, Krg. curkan, Tat. yurğan, Trk. yorğan, Uyg. yotkan.
Javrije TT. yavru, Az. yavru.
Javaš TT. yavaş, Az. yavaş, Trk. yuvaş.
Jazîk TT. yazık, Az. yazıg, Kzk. jazık.
Jigit TT. yiğit, Az. igid, Bşk. yigit, Kzk. jigit, Özb. yigit, Tat. yigit, Uyg. jigit.
Jok TT. yok, Az. yoh, Bşk. yuk, Kzk. jok, Krg. cok, Özb. yok, Tat. yuk, Trk. yok, Uyg. yok.
Joldaš TT. yoldaş, Az. yoldaş, Bşk. yuldaş, Kzk. joldas, Krg. coldoş, Özb. yoldaş, Tat. yuldaş, Trk. yoldaş, Uyg. yoldaş.
Joldzije TT. yolcu, Az. yolcu, Bşk. yulsı, Kzk. jolavşı, Krg. coloçu, Özb. yolçi, Tat. yulçı, Trk. yolağçı, Uyg. yolçi.
Jufke TT. yufka, Az. yuha, Özb. yupka, Uyg. yupka.
Kaplan TT. kaplan, Kzk. kabılan, Trk. gaplan.
Karandza TT. karınca, Az. garışka, Trk. garınca.
Karabaš TT. kara+baş
Kadak TT. kaçak, Az. gaçag, Bşk. kasak, Özb. kaçak, Tat. kaçak, Trk. gaçğak, Uyg. kaçak.
Kapija TT. kapı, Az. gapı, Trk. gapı.
Kamšija TT. kamçı, Az. gamçı, Bşk. kamsı, Kzk. kamşı, Krg. kamçı, Özb. kamçi, Tat. kamçı, Trk. gamçı, Uyg. kamça.
Karšija TT. karşı, Az. garşı, Kzk. karsı, Krg. karşı, Özb. karşı, Tat. karşı, Trk. garşı, Uyg. karşı.
Kajiš TT. kayış, Az. gayış, Kzk. kayıs, Özb. kayiş, Tat. kayış, Trk. gayış, Uyg. keyiş.
Kîskandzije TT. kıskanç, Az. gısganc, Kzk. kızğanış, Krg. kızğançuk, Özb. kısğançik, Uyg. kızğançuk.
Kîšla TT. kışla.
Kodzaman TT. kocaman, Az. gocaman.
Kokija TT. koku, Az. gohu.
Kolaj TT. kolay, Bşk. kulay, Trk. golay, Uyg. kolay.
Komşija TT. komşu, Az.gonşu, Bşk. kürşi, Kzk. konsı, Krg. Konşu, Özb. Koşni, Tat. kürşi, Trk. gonşı, Uyg. hoşna.
Kuršum TT. kurşun, Az. gurğuşun, Kzk. korğasın, Krg. korğoşun, Özb. korğaşin, Trk. gurşun, Uyg. koğuşun.
Kutija TT. kutu, Az. gutu, Kzk. kutı, Krg. Kutu, Özb. Kuti, Trk. gutı, Uyg. kuta.
Odaja TT. oda, Az. otag, Trk. otağ.
Ordija TT. ordu, Az. ordu, Bşk. urda, Özb. ordu, Tat. urda.
Orman TT. orman, Az. orman, Bşk. urman, Kzk. orman, Özb. orman, Tat. urman, Uyg. orman.
Ortak TT. ortak, Az. ortag, Bşk. urtak, Kzk. ortak, Krg. ortok, Tat. urtak, Uyg. ortak.
Parmaklîk TT. parmak+lık.
Paša TT. paşa, Az. paşa, Bşk. paşa, Kzk. paşa, Krg. paşa, Özb. paşa, Tat. paşa, Trk. paşa, Uyg. paşa.
Peki TT. pek+iyi.
Saglam TT. sağlam, Az. sağlam, Özb. sağlam, Uyg. sağlam.
Sivrisinek TT. sivrisinek.
Sungija TT. süngü, Az. süngü, Krg. süngü.
Surija TT. sürü, Az. sürü, Özb. sürüv, Trk. süri.
Taban TT. taban, Az. daban, Bşk. taban, Kzk. taban, Krg. taman, Özb. tavan, Tat. taban, Trk. daban, Uyg. tapan.
Torba TT. torba, Az. torba, Bşk. torba, Kzk. dorba, Krg. torbo, Özb. torvä, Tat. torba, Trk. torba, Uyg. torva.
Tek TT. tek, Az. täk, Trk. täk.
Toptan TT. toptan, Az. topdan.
Turli TT. türlü, Bşk. törlö, Kzk. türli, Krg. türdü, Özb. türli, Tat. törli, Trk. dürli, Uyg. türlük.
Uxan-kuš TT. uçan+kuş.
Ugur TT. uğur, Az. uğur.
Ujgun TT. uygun, Az. uyğun, Özb. uyğun, Uyg. uyğun.
Urnek TT. örnek, Bşk. ürnäk, Kzk. örnek, Krg. örnök, Özb. örnäk, Tat. ürnäk, Uyg. örnäk.
Ust TT. üst, Az. üst, Bşk. öst, Kzk. üst, Krg. üst, Özb. üst, Tat. öst, Trk. üst, Uyg. üst.
Ûfke TT. öfke, Bşk. üpkä, Tat. üpkä, Uyg. öpkä.

37 Fiil Şekilleri

Bazı Türkçe fiillerin Gora dilinde Gora dili gramer şekillerine göre türetildiği görülür:

Aldirisujene (aldırmak), Azdisujene (azdırmak), Bajramlaštisujene (bayramlaşmak), Begendisujene (beğenmek), Begendisati (beğenmek), Bitirisanje (bitirmek), Davrandisa (davranmak, karşı gelmek), Denetisati (denemek), Denetisujene (denemek), Deetisujene (defetmek), Demlejsujene (demlemek), Dertlesujene (dertlenmek), Kajbetisujene (kaybetmek), Kiskandisujene (kıskandırmak), Kurtaljisati (kurtarmak), Mahvetisujene (Mahvetmek), Zaptisujene (zaptetmek).

Akrabalık Adları
Bir dilin temel söz varlığı içinde sayılan akrabalık adlarının önemli bir bölümünün Gora dilinde Türkçeden geçmiş olduğu görülür. Bu akrabalık adlarından bazılarının Türk dili kökenli olduklarını görüyoruz. Türkiye Türkçesi dışındaki Türk lehçelerinde de bu akrabalık adları kullanılmaktadır:

baldiza (baldız), badzanak (bacanak), amidza, adzo (amca), amidzaoglu (amcaoğlu), dajdzo (dayı), dajoglu (dayıoğlu), aga baba (dede), kardaš (kardeş), akraba (akraba), akrabalik (akrabalık).
Bu kelimelerin son ikisi hâriç diğerleri Türk dili kökenlidir.

Ev Kültürüyle ilgili Kelimeler
Avljija (avlu), bardak (bardak), bakrax (bakraç), dzezve (cezve), xanak (çanak), xardak (çardak), xaršaf (çarşaf), xekmedze (çekmece), xerxeve (çerçeve), filjvan (fincan), ibrik (ibrik), kapija (kapı), kašika (kaşık), kajiš (kayış), kazan (kazan), xerpix (kerpiç), xilim (kilim), komšija (komşu), minder (minder), mušama (muşamba), peškir (peşkir), sandik (sandık), saksija (saksı), tapsija (tepsi), testija (testi), jatak (yatak), odaja (oda), musafir (misafir), penver (pencere).

Yemek Kültürüyle ilgili Kelimeler
Ašxija (aşçı), ajran (ayran), burek (börek), vuvex (güveç), xufte (köfte), gurabija (kurabiye), halva (helva), hošaf (hoşaf), kadaif (kadayıf), kajmak (kaymak), lezetlija (lezzetli), limunada (limonata), sutliaš (sütlaç), šexer (şeker), šexerpare (şekerpare), turšija (turşu), yemek (yemek), yogurt (yoğurt), pilaf (pilav).

20 Haziran 2008 Cuma

38 Dini Kelimeler

Abdest, ahiret, ajet (ayet), besmele, dzenaza (cenaze), dzenet (cennet), ezan, hair dova (hayır dua), daba (kâbe), dafir (kâfir), idindija (ikindi namazı), iftar (iftar), jacija (yatsı namazı), kijamet (kıyamet), kijametski dan (kıyamet günü), mejt (cenaze).

Kalıp Sözler
Bir dilin söz varlığını oluşturan unsurlardan biri olan kalıp sözler, dili konuşan toplumun kültürüne ışık tutmakta, onun inançlarını, geleneklerini, toplum hayatındaki ayrıntıları yansıtmaktadır. Bu bakımdan kalıp sözler, bir dilin anlaşılabilmesi, o dili konuşan toplumun kültürünün ortaya konabilmesi için en önemli dil öğelerindendir. Gora dilinde de Türk dilinden geçmiş birçok kalıp sözün olduğu görülür:

aferim (aferin), afedersîn (afedersin), Allahušuxur (Allaha şükür), aškolsun (aşk olsun), baš-ûstune (baş üstüne), bujrun (buyrun), hajrola (hayrola), ne mutlji (ne mutlu), ozbulduk (hoş bulduk), ozgeldîn (hoş geldin), ozgeldînîz (hoş geldiniz), sabahhajrola (sabahhajrolsun) (sabah hayrola, sabah hayrolsun), sahatljer-olsun (sıhhatler olsun), seljam aljejkum (selam aleyküm), ugurola (uğur ola).

Gora dilinde kullanılan şu sözler ilgi çekicidir:
dur be arkadaš, dur bakalîm, jolunuz serbes olsun.

Bunlardan başka Gora dilinde kullanılan şu sözler vardır:
jarîm uljema dini bozar, jarîm usta binai bozar (yarım ulema dini bozar, yarım usta binayı bozar), halal mal zulum olmaz (helâl mal zulüm olmaz).

Şu ifadeler Gora dilinde kullanılırlar:
jalînvi šajit (yalancı şahit), kara orman (büyük orman), kara vuzelj (kara, esmer güzel), kara sevdah (kara sevda), fani dunja (fâni dünya).

Bazı ikilemeler Türk dilinden geçmiş olması bakımından ilgiye değerdir:
param-parxe (paramparça), jaka-paxa (yaka paça), vumle-aljem (cümle âlem).

Hayvan Adları
Hayvan adlarından bazılarının Gora diline Türk dilinden geçmiş olduğunu görüyoruz:
aslan, bulbul (bülbül), at, deva (deve), sivrisinek.

Meslek Adları
Gora dilinde Türk dilinden geçmiş birçok meslek adınının kullanıldığı görülür:
dzamdzilik (camcılık), hamallik (hamallık), kalajdzija (kalaycı), kasap
(kasap), kasaplik (kasaplık), kunduradzija (kunduracı), kujundzija (kuyumcu),
yorgandzija (yorgancı).

39, 40 Sonuç

Ve Değerlendirme
Tarihin en eski dönemlerinden itibaren birçok Türk topluluğunun Balkan yarımadasında bulunduğunu biliyoruz. Türk toplulukları, yüzyıllar boyunca bu topraklarda devletler kurmuşlar, hem siyasî hem de kültürel bakımdan Balkan topraklarında derin izler bırakmışlardır. Balkanlara Hunlarla başlayan Türk akınları Ogurlar, Avarlar, Peçenekler, Uzlar, Kuman-Kıpçaklar ve Osmanlılarla devam etmiş ve Balkan tarihi kesintisiz olarak Türk tarihinin bir parçası olmuştur.

Bu süre zarfında burada yaşayan diğer milletlerin oluşmasında, yerleşmesinde Türk topluluklarının büyük payları vardır. Balkan topraklarında yaşayan Türk toplulukları bölgenin etnik zümreleri üzerinde büyük tesir sahibidirler. Değişik zamanlarda farklı Türk toplulukları, bu bölgede hükmetmiş, yerleşmiş, dağılmıştır. Tabiî bu Türk topluluklarının bölge üzerindeki önemli etkilerinden biri dil alanında gerçekleşmiştir. Bugün Balkan coğrafyasında Türk dilinden etkilenmeyen bir dil olmadığı gibi Türk dilinin izini taşımayan bir bölge de yoktur. Bu bakımdan Balkanlarda yaşayan topluluklar Türk dili ve tarihi açısından önem taşır.

Hâlihazırda Balkan milletleri ile ilgili yapılan her çalışma aynı zamanda Türk dili ve tarihini ilgilendirmektedir. Makedonya, Arnavutluk, Kosova’nın kesişme noktası olan bölgede yaşayan
Goralılar, coğrafî olarak çok önemli bir bölgeye sahiptirler. Kendilerini Türk olarak tanıtan bu topluluk hakkında şimdiye kadar Türkiye’de önemli bir araştırma yapıldığına şahit olmuyoruz. Dil, kültür ve tarih bakımından bu topluluğun araştırılması önümüze bilimsel olarak önemli sonuçlar çıkaracaktır. Zira Balkan topraklarında aralıksız süren Türk tarihi, araştırmacılara bazı noktalarda cimri davranmakta, bazı tarihî ipuçlarını saklamaktadır. Bu yüzden bu topraklarda yaşayan her topluluk için yapılacak araştırmalar, bize dilimizin ve tarihimizin derinliklerini gösterecektir. Goralıların ifade ettiği Türklük gerçeği de bize bu konularda araştırmaların yapılmasını elzem olduğunu göstermektedir.

Gora dilinin bir sözlüğünün yayımlanması, bu dilin söz varlığı hakkında net fikirler vereceğinden, Goralı araştırmacılardan böyle bir çalışmanın yapılmasını bekliyoruz. Zira Gora dili, söz varlığı açısından değerlendirildiğinde karşımıza ilginç sonuçlar çıkarır. Bu dilin, kelime servetinin önemli bir bölümünün Türkçe kelimelerden oluştuğu görülür. Bu kelimelerin içinde de Türk dili kökenli olanların sayısı Türk diliyle ilişkisi olan diğer Balkan dillerindeki kelimelerle mukayese edildiğinde çok fazladır. Bu durum, Gora dili ile Türk dili arasındaki ilginin mahiyetini anlama bakımından önemli ipuçları vermektedir. Çalışmamızda yapmaya çalıştığımız Türk dili ile Gora dili arasındaki dil ilgisinin gösterilmesinin amacı, Gora dilinin yukarıda bahsettiğimiz sözlüğü yapıldığı takdirde daha ayrıntılı olarak ortaya konacaktır. Ayrıca Türk dilinden Gora diline giren kelimelerin daha büyük bir listesini hazırlama imkânı da bulunacaktır.

Kaynaklar
Abdulah Škaljid, Turcizmi u srpskohrvatskom Jeziku, Sarajevo, 1989.
Akdes Nimet Kurat, IV-XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri, Ankara, 1972.
Doğan Aksan, Türkçenin Söz Varlığı, Ankara, 1996.
Hamdi Hasan, Bugünkü Makedonca Sözlükte Türkçe ve Türkçeleşmiş Kelimeler, V. Uluslararası Türk Dili Kurultayı Bildiriler I, 20-26 Eylül 2004, Ankara, 2004, s.1355-1366.
Hasan Eren, II. Uluslararası Güney-Doğu Avrupa Araştırmaları Kongresi, TDAY-Belleten 1971, s. 263-266.
İrfan Morina, Balkan Bilim Çevrelerinin Türkçe Kelimelere Karşı Aldıkları Tavır, V. Uluslarrası Türk Dili Kurultayı Bildiriler I, 20-26 Eylül 2004, Ankara, 2004, s.2129-2137.
İsmail Eren, Güney İslav (Sırp-Hırvat-Bulgar ve Makedon) Dillerinde Kullanılan Türkçe Ekler, XII. Türk Dil Kurultayında Okunan Bilimsel Bildiriler, Ankara, 1968, s.239-246.
Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Sözlüğü I, Ankara, 1991. L.Rasonyi, Tarihte Türklük, Ankara, 1988.
Tuna Köprüleri, Ankara, 1974.
N. Poppe, Rusça’daki Türkçe Kelimelerle İlgili Çalışmalara Bir Bakış (Çev.Günay Karaağaç), Türk Dünyası Araştırmaları, Haziran 1983, s.132-158.
Ramadan Redzeplari, Bif umren dur bif zif, Dragaš, 2006.
xekmedxe, Prizren, 2005.

Kısaltmalar
Ar. Arapça
Az. Azerîce
bk.Bakınız
Bşk. Başkurtça
Far. Farsça
Gor. Gora dili
Kzk. Kazakça
Krg. Kırgızca
Özb. Özbekçe
s. Sayfa
T. Türkçe
Tat. Tatarca
Trk. Türkmence
TT. Türkiye Türkçesi
Uyg. Uygurca
Yun. Yunanca

41, 42 Dipnotlar ve Makale

1- Akdes Nimet Kurat, IV-XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri, Ankara, 1972, s. 10.
2- N. Poppe, Rusça'daki Türkçe Kelimelerle ilgili Çalışmalara Bir Bakış (Çev. Günay Karaağaç), Türk Dünyası Araştırmaları, Haziran 1983, s.132-158.
3- Abdulah Škaljid, Turcizmi u srpskohrvatskom jeziku, Sarajevo, 1989, s.12.
4- Bu konuda önemli bilgileri şu eserde bulabiliriz: L.Rasonyi, Tuna Köprüleri, Ankara, 1984.
5- Taner Güçlütürk, Göç ve terk edilmişlikle bütünleşenler: Gora ve Goralılar, Yeni Dönem, Kosova için bk. www.balgoc.com
6- Doğan Aksan, Her Yönüyle Dil-Ana Çizgileriyle Dilbilim. 3. cilt, Ankara, 1998, s.26.
7- İsmail Eren, Güney İslav (Sırp-Hırvat-Bulgar ve Makedon) Dillerinde Kullanılan Türkçe
Ekler, XII. Türk Dil Kurultayında Okunan Bilimsel Bildiriler, Ankara, 1968, s.239-246.

Makalede Geçen Gora Dilindeki
Türkçe Kelimeler ve ifadeler

Abdest
Far. âbdest
Axik T. açık
Adaš T. adaş
Adzo bk. amca
Afedersîn Ar. Afv+ T.edersin
Aferim Far. âferîn
Aga T.ağa
Ajet Ar.âyet
Ajran T. ayran
Akraba Ar.akribâ
Akrabalik Ar.akribâ+T.+lık
Aldirisujene T.aldır-Gor.-sujene
Allahušuxur Ar.Allah+a+Ar.şükr
Altin T.altın
Amidza T.amca
Amidzaoglu T.amca+T.oğlu
Arabe T.araba
Arka T.arka
Arkadaš T.arkadaş
Ašxija T.aş+çı+Gor.ja
Aškolsun Ar.aşk+T.olsun
Aslan T.arslan/aslan
At T. at
Avdzija T.av+cı+Gor.+ja
Avljija Yun.aule+Gor.+ja
Azdisujene T.az-+Gor.-sujene
Azgîn T.azgın
Baba T. baba
Badzanak T.bacanak
Bajrak T.bayrak
Bajramlaštisujene T.bayram+laş+Gor.tisujene
Bakrax T.bakraç
Baldiza T.baldız
Bardak T.bardak
Baš T. baş
Baška T.başka
Baš-ûstune T.baş+üstüne
Beg T.beğ
Begendisati T.beğen+Gor.disati
Begendisujene T.beğen+Gor.disujene
Besmele Ar.besmele
Bitirisanje T.bitir+Gor.isanje
Bogaz T.boğaz
Boj T.boy
Boš T.boş
Bubrek T.böbrek
Bujlje T.böyle
Bujrun T.buyrun
Bulbul Far.bulbul
Burek T.börek
Faba Ar.Kâbe
Fafir Ar.kâfir
Fanak T.çanak

43, 44 b - m

Bardak Far.çâr+Ar.tâk
Baršaf Far.çâder-i şeb
Bekmedxe T.çekmece
Felj T.kel
Berxeve Far.çâr+çûbe
Berpix T.kerpiç
Bilim Far.gilîm
Fizgija T.çizgi+Gor.+ja
Bor T.kör
Bufte Far.kûfte
Buprija T.köprü+Gor.+ja
Dajdzo T.dayı+ca
Dajoglu T.dayı+oğlu
Davrandisa T.davran+Gor.disa
Deetisujene Ar.def+Gor.sujene
Demija T.gemi+Gor.+ja
Demlejsujene T.demle-(j)Gor.sujene
Denetisati T.dene+Gor.tisati
Denetisujene T.dene+Gor.tisujene
Dertlesujene Far.derd+T.le+Gor.sujene
Deva T.deve
Domuz T.domuz
Dorija T.doru+Gor.ja
Dumle-aljem Ar.cümle+Ar.âlem
Dur bakalîm T.dur+bakalım
Dur be arkadaš T.dur+be+arkadaş
Duvex T.güveç
Duzelj T.güzel
Dzamdzilik Far.câm+T.ci+lik
Dzenaza Ar.cenâze
Dzenet Ar.cennet
Dzezve Ar.cezve
Eksik T.eksik
Ešte (ište) T.işte
Evet T.evet
Ezan Ar.ezân
Fani dunja Ar.fânî+Ar.dunyâ
Filjvan Ar.fincân
Gurabija Ar.kurâbiye
Hair dova Ar.hayr+Ar.dua
Hajrola Ar.hayr+T.ola
Halal mal zulum olmaz Ar.halâl+Ar.mâl+Ar.zulum+T.olmaz
Halva Ar.helvâ
Hamallik Ar.hammâl+T.lık
Hošaf Far.hoş-âb
İbrik Ar.ibrîk
İxindija T.ikindi+Gor.ja
İftar Ar.iftâr
Κîk T.ışık
Jacija T.yatsı+Gor.ja
Jaka T.yaka
Jaka-paxa T.yaka+Far.pâçe
Jalînvi šajit T.yalan+cı+Ar.şâhid
Jan T.yan
Janlîš T.yanlış
Jardîm T.yardım
Jarîm uljema dini bozar, jarîm usta binai bozar
Jatak T.yatak
Javaš T.yavaş
Javrije T.yavru+Gor.je
Jazîk T.yazık
Jemek T.yemek
Jigit T.yiğit
Jok T.yok
Joldaš T.yol+daş
Joldzije T.yol+cu+Gor.je
Jolunuz serbes olsun
Jorgan T.yorgan
Jogurt T.yoğurt
Jorgandzija T.yorgan+cı+Gor.ja
Jufke T.yufka
Kaxak T.kaçak
Kadaif Ar.katâ’if
Kajbetisujene
Ar.gayb+T.et+Gor.isujene
Kajiš T.kayış
Kajmak T.kaymak
Kalajdzija T.kalay+cı+Gor.ja
Kamšija T.kamçı+Gor.ja
Kapija T.kapı+Gor.ja
Kaplan T.kaplan
Kara vuzelj T.kara+güzel
Kara orman T.kara+orman
Kara sevdah T.kara+Ar.sevdâ
Karabaš T.kara+baş
Karandza T.karınca
Kardaš T.kardeş
Karšija T.karşı+Gor.ja
Kasap Ar.kassâb
Kasaplik Ar.kassâb+T.lık
Kašika T.kaşık
Kazan T.kazan
Kijamet Ar.kiyâmet
Kijametski dan Ar.kiyâmet+Gor.ski+Gor.dan
Kiskandisujene T.kıskan+Gor.disujene
Kîšla T.kışla
Kodzaman T.kocaman
Kokija T.koku+Gor.ja
Kolaj T.kolay
Komşija T.komşu+Gor.ja
Kujundzija T.kuyum+cı+Gor.ja
Kunduradzija Yun.kothurne+T.ci+Gor.ja
Kuršum T.kurşun
Kurtaljisati T.kurtar+Gor.isati
Kutija T.kutu+Gor.ja
Lezetlija Ar.lezzet
Limunada İt.limonada
Mahvetisujene ar.mahv+T.et+Gor.isujene
Mejt Ar.meyyit
Musafir Ar.musâfir
Mušama Ar.muşamma