21 Haziran 2008 Cumartesi

16 -> 20 Evlilik

ve Düğün Adetleri


Goralılarda aile birliği erkek egemen bir yapıya sahiptir. Büyük geniş aile yaygındır. Bu yönüyle başta Kazak aile yapısı olmak üzere Orta Asya Türklerinin aile yapılarıyla örtüşmektedir. Anadolu’da da geleneksel aile yapısında babaya saygı ve baba otoritesi son derece güçlüdür. Bu durumu, yapılan birçok araştırmada olduğu gibi, Nermin Erdentuğ’un Hal Köyü araştırmasında da görmek mümkündür18. Kazaklarda ise ataerkil özellikleri ağır basan bir aile yapısı söz konusudur. Ailenin yükü kadınların sırtındadır; aile içinde babanın yani erkeğin sözü geçerlidir. Baba yoksa erkek kardeşlerin büyüğü onun yerini alır, erkek çocuklar küçükse veya yoksa urug’dan başka erkekler aileyi himaye ederler ve aile üzerinde söz sahibi konumuna geçerler19. Kazaklarda kadının sözünü dinlemek iyi karşılanmayıp Dünyadaki en ağır günahlardan biri olarak görülür20.
Benzer ataerkil özellikler Kırgız, Altay, Özbek, Türkmen topluluklarında da mevcuttur. Ancak, bu topluluklardaki ataerkilliği Mehmet Eröz ve bazı sosyal bilimcilerimiz, eski Roma ve Yunan aile yapılarına göre, kendine özgü zayıf bir ataerkillik olarak yorumlamaktadır21.

Goralılarda kız kaçırma şeklindeki evliliklerin eskiden daha yaygın olduğu belirtilmiştir. Kız kaçırma Altay ve Yakut Türklerinde son zamanlara kadar evliliğin meşruiyeti için gerekli bir ritüeldi22. Orta Asya ve Anadolu’daki Türk topluluklarında rastlanan kız kaçırma olayı, evlilik kastıyla gerçekleştiğinde hoşgörüyle karşılanan bir adettir. Erdentuğ kız kaçırma şeklinde evlenmenin Türkiye’de yaygın bir evlenme şekli olduğunu ifade etmektedir23. Keza Kazaklarda da, yasaklanmasına rağmen, günümüzde çok sık vuku bulan bir evlilik şeklidir24.

Gora düğünleriyle Orta Asya ve Anadolu’daki düğün ritüelleri arasında bazı ayrıntılar dışında pek bir farklılık yoktur. Gora’da düğünlerde çift davul çalınır, zenginlik arttıkça davul ve zurna sayısı 4’e çıkar. Çift davul çalma geleneğine Anadolu’nun bazı yörelerinde de rastlanır25. Gora düğünleriyle Anadolu ve Orta Asya düğünleri arasındaki bazı benzerliklere örnek vermek gerekirse, damadın zifaf odasına girerken yumruklanma ya da dövülme adeti ki buna Anadolu’nun bir çok yerinde rastlanır26. Gelinin başına saçı saçma adeti (saçı pirinç, şeker ve buğday olabilir.) bu gelenek Anadolu ve Orta Asya Türk topluluklarında yaygın olan bir adettir. Kırgızlarda saçıya “çaçıla” denilmektedir27. Erdentuğ’un da belirttiği üzere saçı (fındık, para, buğdağ, üzüm, gibi ) adeti Anadolu düğünlerinde görülür28. Osman Yorulmaz’ın tespitlerine göre saçı geleneğinin Kazaklarda bir farklı uygulaması daha vardır ki, damat kayın enesini ziyarete gittiğinde çadıra girerken kayın enesi üzerine kayısı, ceviz vs. kuruyemiş saçar ki, bu âdete “şaşu” (saçma) denilmektedir29.

Evlenen kız ata binip atla kocasının evine yakın akrabalarının takibinde gider. Gelin ve damat tarafları çeşitli vesilerle birbirleriyle hediyeleşirler. Yakın akrabalarda bu hediyeleşmeden faydalanır. Ancak, hediye vermede ağırlık damat tarafındadır. Bu hediyeleşme âdeti sadece Goralılarda değil, Anadolu ve Orta Asya Türk topluluklarında mevcuttur. Bir diğer önemli benzerlik ise, Goralılarda başlık (kalın) parasının varlığıdır, eskiden daha yaygın olan bu adet bugün giderek ortadan kalkmaya yüz tutmuştur. Başlık ya da kalın bütün Türk topluluklarında yaygın bir uygulamaydı.

Evlenmede son derece önemli bir gelenektir. Başlık parasının en yaygın olduğu coğrafya Orta Asya’dır. Bu gelenek birçok topluluğa Bozkır halklarından geçmiştir. Kazaklarda evlilik kalıñmal (başlık) üzerine kuruludur. Evlenecek erkekler zengin olsun fakir olsun mutlak surette az veya çok kalıñmal vermek zorundadırlar. Bu anlamda kalıñmal evliliğin meşruiyet kaynağı gibidir. Kalıñmal miktarı hakkında anlaşma sağlanmadan taraflar arasında evlilik bağlamında bir ilişkiden söz edilemez30. N. Erdentuğ’un da belirttiği gibi, başlık parası Anadolu’nun büyük bir bölümünde yaygın bir adet olarak hükmünü sürdürmüşken31.

Anadolu’daki Yörük/Türkmen topluluklarında da eski ve köklü bir gelenek olarak varlığı gözlemlenmiştir32. Ayrıca başlık parasından kaçınmak isteyen fakir aileler karşılıklı dünürleşme
yoluna gidebiliyorlardı. Gora’da rastlanan bu adete aynı zamanda Kazaklarda da rastlanılmakta33. N. Erdentuğ’un tespitleriyle Türkiye’de de bazı aileler tarafından karşılıklı mübadele şeklinde uygulandığı görülmektedir34.

Goralılarda geçmişte leviratus tarzı evliliğin uygulandığı belirtilmiştir. Bu tarz evlilikte ölen erkek kardeşin eşiyle büyük ağabey ya da küçük erkek kardeş evlenebilmektedir. Aynı şekilde bu evlilik şekli hem Anadolu’da35 hem de Orta Asya’da rastlanan bir evlilik türüdür. Kazaklarda genç ve güzel kadınların kocaları öldüğünde, kadın, dul kalsa da anne babasının evine dönmüyor, ölen adamın küçük veya büyük kardeşi veya yakın erkek akrabasına eş oluyordu36. Goralılarda evliliğin yedi göbek öteden akrabalık mesafesi olan aileler arasında gerçekleştirilmesi bir töre gereği iken, bugün bazı Goralıların ifadesiyle kız bulma sıkıntısı nedeniyle, bu kuralın 3 göbeğe kadar düştüğü belirtilmiştir. Bu evlilik biçimi (dıştan evlilik-egzogami), Oğuz Türklerinin dışında Kazaklar, Kırgızlar, Başkurtlar, Altaylılar, Yakutlar, Uygurlar ve diğer Türk topluluklarında caridir. Oğuz Türklerinde ise, yani Özbekler ve Türkmenlerde (içten evlilikendogami) yakın akrabalar arasında evlilik caiz görülür37. Bu nedenle Anadolu’da akraba evliliği hoşgörüyle karşılanan bir olgudur. Ancak, Türkiye, Özbekistan ve Türkmenistan dışındaki Türk topluluklarında hoşgörüyle bakılmaz.
Örneğin Kazaklar yedi kuşak geçmeden akraba arasındaki evlilikleri helal görmezler38. Tezcan’ın kaydettiklerine göre, Türkiye’de akraba evlilikleri daha ziyade Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da yaygınken, bazı yörelerde yedi göbek öteden evlenme geleneğine de tesadüf edilir. İ.Yasa bir göçmen köyü olan Ankara Taşpınar köyü’nde benzeri bir geleneğin varlığına dikkat çekmiştir39.
Türkmenistan ve Özbekistan’da ise, yakın akraba evliliği Anadolu’daki kadar yaygın bir olgu değildir. Türkmenler, yakın akrabaları ile kız alıp verdiklerinde erkek tarafı kıza baba tarafından ve kız tarafı erkek tarafına anne tarafından akraba olduğu takdirde nikâh yerinde görülürken, kız kardeşin oğlu dayı kızıyla evlenilmesine caiz gözüyle bakılmamaktadır. Bu nedenle, yakın akraba evliliğinde aşılmaması gereken belirli sınırları vardır. Türkmenlerde “dayı” yedi atanın yerini tutar anlayışı hakimdir40.

Mehmet Eröz’ün görüşüne göre, Anadolu’ya yerleşen Türk toplulukları kendilerini yabancı unsurlardan koruyabilmek için içten evliliğe/akraba evliliğine içten evliliğe yönelmişlerdir41. Keza aynı gelenek Nermin Erdentuğ’un Elazığ’a bağlı Hal Köyü’nde gerçekleştirdiği araştırmada öncelikli ve yaygın bir şekilde tespit edilirken42, Antalya Yörüklerinde de yaygın olmasa da sürdürülmektedir43. Erdentuğ ayrıca leviratus türü evlenmeye Anadolu’nun birçok yerinde rastlanıldığını belirtmektedir44. Her ne kadar M. Eröz içten evlenmeyi ya da akraba evliliğini yabancı unsurlarla karışmamak endişesine bağlamışsa da Islamlaşma sonrası Arap unsurlarla daha yoğun ilişkiye giren Türk topluluklarının bu geleneği onlardan aldıkları da belirtilebilir. İlginç olanı, Balkanlardaki Türkler Anadolu kökenli olmakla birlikte, akraba evliliğinin tasvip edilmemesidir.
Ölümle ilgili adetler Goralılarda bir ölüm vuku bulduğunda, ölü evinde ocak yanmaz. Yemeği komşular getirir.Yedinci günde helva dağıtılır. Ayrıca ölü evinin kapısının önüne sandalye konulur ve üzerine havlu atılır. Ölünün yedisine kadar okunur. 40, 52. sene-i devriyesinde yemek verilir.

Ölünün ardından Yasin ve Mevlüt okutma adeti Gora’da halen devam etmektedir. 40. gecede camide yapılan duanın ardından şeker dağıtma adeti ile Anadolu’daki uygulama çok benzerdir. Bu bakımdan ölümle ilgili adetlerde de Anadolu ve Orta Asya Türk topluluklarıyla önemli benzerliklerin varlığına şahit olunmaktadır. Aynı şekilde Elazığ’a bağlı Hal köyünde ölü çıkan evde 1 hafta yemek pişmez, akraba ve komşular gönderir45. Kazaklarda ise ölünün canı için yedi gün çörek dağıtılır, Helva dökülür, ve ölü çıkan eve ertesi gün ekmek ve yemek gönderilir. Ayrıca, ölümden üç, yedi, kırk, yüz gün ve bir yıl sonra özel yemek verilir46.

Goralılarda ölü kadınsa kadın erkekse erkek cenazeyi bekler. Aynı âdete Erdentuğ’un Hal Köyü araştırmasında da rastlamaktayız47. Ölünün üzerine bıçak ya da makas konur. Bu adet, Anadolu’da ve bazı Orta Asya topluluklarında da görülür. Goralılarda görülen diğer ölümle ilgili adetler olarak ölünün üzerinden hayvanın geçmesi engellenmesi ve ölümünden bir yıl sonra ölünün elbise ve eşyasının dağıtılmasıdır.

Ayrıca, türbeye ve ağaca elbisesinde bir iplik bağlama adeti var. Kimisi ceketini, hastalığını ağaca bırakıp kendini iyileştirmesi için ağaca asar. Yaz ortasında Ağustosta türbeler ziyaret edilir. Arife ve bayramlarda mezar ziyareti vardır. Mezar ziyaretlerine sadece erkekler gider. Bu adetlerinde Anadolu ve Orta Asya Türk topluluklarında aynı ve benzerlerine rastlanılır. Gora’da dikkat çekici etnolojik araştırma bakımından önem taşıyan diğer bir gelenek ise, mezar taşlarına ailevi ya da sülale tamgalarının işlenmesidir. Aynı âdetin benzerini Kazaklarda bulabilmekteyiz. Ölen kişinin akrabaları, onun mezarlarını yapar ve belgi koyarlar. Belginin üzerine ölen kişinin ismi, yaşı, kabilesi ve tayfası, yazılır, varsa kabile belgisi konulur48.


Diğer Adetler
Goralılardaki tespit edebildiğimiz diğer adetler aşağıdaki şekilde sayılabiliriz. Bu adetlerin aynısına ya da benzerine Orta Asya ve Anadolu Türk topluluklarında rastlamak mümkündür.
Goralılarda misafir boş gönderilmez, azık ya da elbise verilir. Kazaklarda ise, gelenek gereği misafir, ev sahibinin atı, silahı ve köpeğinden başka her şeyini isteyebilir. Ev sahibi ise misafirin istediğini verip onu uğurlar49. Misafir geldiğinde gelin sofraya oturmaz. Evin erkeği ve yaşlı annesi oturur. Misafir eşiğe basarsa hakaret sayılır.

Anadolu’nun başta Erzurum olmak üzere belli yörelerinde ve Orta Asya topluluklarında görülen cirit oyununa Goralılarda da rastlanır.
Goralılar da geceleri borç para alınıp verilmez. Para alışverişi sabah yapılır.
Geceleri tırnak kesilmez. Çatı altında ve eşikte oturulmaz. Cinler ve perilerin kuytu yerlerde barındığına inanılır.

Gora’da Sultan Nevruz Mart Ayında kutlanır. Nevruz Bayramı Bozkır halklarına özgüdür. Her ne kadar bazı sosyal bilimciler Nevruzu Kuzey Avrupa yarımküresinin geneline ait bir bayram olarak görseler de, bu kutlamanın sosyolojik açıdan açıklaması yaşama tarzı ile mevsimsel döngüsellik arasında ilişki kurularak yapılabilir. Bozkır coğrafyasında bayram ve şenlikler, belli bir mevsimsel döngüye atfen kutlanırlar. Bu mevsimsel döngünün o topluluğun yaşama tarzı için bir anlam ifade etmesi gerekir. Mart Ayının sonları baharın uyandığı hayvanların otlaklara çıkmaya başlayacağı bir mevsimsel döngüyü ifade eder. Bu münasebetle, bozkır coğrafyasında yaşayan göçebe topluluklar için toplumsal bir anlamı olan Nevruz’un kutlama geleneğinin Türk ve Moğol topluluklarından diğer topluluklara geçmesi kuvvetle muhtemeldir. Keza, Curcevden (hıdrellez) Gora’da çok ihtişamlı kutlanır. Çünkü Mayıs başı daha yüksek yerlere yaylaklardan yaylalara sürülerle hareket etme zamanıdır. Bu mevsimsel döngü de törenle kutlanır. Aynı şekilde bu şenliğin kaynağı göçer yaşama tarzıdır.

Goralılar, su verirken bir elini göğsüne koyarlar. Abdest aldıktan sonra lavabodan çıktıktan sonra elde peşkirle beklenir. Bu adetlere Anadolu ve Orta Asya topluluklarında da rastlamaktayız.
Kadın çarşıya gitmez, yıllık erzak çarşıdan alınır, Kadın erkeği görünce sırtını döner ve yüzünü kapatır. Bu adette Islamlaşma sonrası medrese etkisi çok açık bir şekilde belirgindir. Goralılar açık bir şekilde görülen medrese etkisi nedeniyle, yüzyıllar öncesine dayanan Islam öncesi birçok adet ve geleneği, bid’at olduğu gerekçesiyle terk etmiş olabilirler.

Goralılar Ay tutulduğunda Kur’an okurlar. Ay tutulması esnasında, silâh atmak, teneke çalmak, gürültü çıkarmak ve Islâmiyet ile birlikte ise dualar etmek, Türk dünyasının bir çok yerinde bilinegelmektedir. Goralılar ile Kazak halkının ortak bazı inanışlarına aşağıdaki örnekler, Gora halkı ile Orta Asya halkları arasındaki kültürel akrabalığın önemli delillerini teşkil eder50. Bu inanışların, birçoğuna diğer Türk topluluklarında da rastlanır.

Hiç yorum yok: