20 Haziran 2008 Cuma

48, 49 Türk Dili

Türk Dilinin Balkan Dillerine Etkisi
Dr. Selçuk KIRBAÇ, Amra Dedeiç KIRBAÇ

Viel entlehnt, viel gelernt
‘Çok kelime aldı, çok şey öğrendi.’

Türk diliyle Balkan dilleri arasındaki yakınlıkların kökü Balkan yarımadasının uzak geçmişine gider. Avrupa tarihinde önemli bir yeri olan bu coğrafyada yerleşen milletler, eski çağlardan beri dil ve kültür ilişkisi içinde olmuşlardır. İlk Türk akınları buraya Hunlarla başlamış, ardından gelen Bulgarlar, Avarlar, Peçenekler, Uzlar, Kuman-Kıpçaklarla devam etmiştir. Bütün bunlardan sonra bölgedeki Osmanlı hâkimiyeti ile de Balkan milletlerinin diliyle Türk dili arasındaki ilişkiler en üst seviyeye çıkmıştır. Türk topluluklarının Balkan yarımadasına değişik dönemlerdeki bu gelişleri şüphesiz Balkan milletlerinin de tarihlerini büyük ölçüde şekillendirmiştir.

Böylece Türk tarihi ile Balkan milletlerinin tarihi paralel olarak yaşanmış, siyasî etkinin yanında görülen kültürel etki de kesintisiz olarak sürmüştür.
Şimdiki hâlde Türk dilinin Balkan dilleri ile ilişkilerini anlayabilmek için Türklerin Balkanlara gelişlerinin tarihî altyapısını çözmemiz gerekir.
Hunlar, 350 tarihinden sonra Alanları yenip Hazar denizi çevresini kendilerine bağladıktan sonra güneye doğru ilerleyerek bugünkü Türkiye arazisini istilâ etmişlerdir. 378’de Edirne’ye ulaşan Hunlar, 380 yıllarında Tuna civarında görülürler.

Roma imparatorluğunun doğu ve batı diye ikiye ayrılmasını kolaylaştırırlar.
Hun imparatoru Attila 452’de Roma duvarları önündedir. 453’te Attila’nın ölümünden sonra Hun devleti parçalanmaya başlar.1 Bu parçalanma, kendilerinden sonra Doğu ve Orta Avrupa’ya gelecek Türk topluluklarına yollar ve hatıralar bırakılmasına mani olmaz. Hun adı uzun zaman Avrupalı ve Bizanslı yazarların eserlerinde yaşamaya devam eder.2

5. yüzyılda Tuna ötesinde görülen Batı Ogurlarından sonra Orta Avrupa’da kudretli bir devlet kurarak çeşitli Germen ve özellikle Slâv kabilelerini hâkimiyetleri altına alarak 250 sene kadar Avrupa siyeset ve kültürüne yön veren Avarları3 Balkanlarda görüyoruz. Avarlar, VI. yüzyıldan itibaren Slâvların Doğu Avrupa ve Balkanlara yerleşmesini sağlamışlardır. Avar hakanlığınca ihtiyaç duyulan toprak mahsüllerini elde etmek için Slâvlara, tarım işleri, aynı zamanda sınır bekçiliği yaptırılmış ve değişik Slâv kabileleri, bugünkü Çekoslavakya’ya, Elbe nehri boyuna, Dalmaçya kıyılarına, Balkanlara Avarlar tarafından sevk edilmişlerdir.4 Böylece Avarlar, Balkanlarda Slâvlarýn yol açıcıları olmuışþlardır. Slâvların IV. Yüzyıla kadar Gotların tesiri altında olduğunu, Hunların Got hâkimiyetine son verince Slâvların Hunlara tâbi olduklarını biliyoruz.5 Daha sonra da Slâv tarihinin Orta Avrupa ve Balkanlarda Avar tarihinin ayrılmaz bir parçası olduğu görülür. Bu devir, Güneydoğu Avrupa kavimlerinin tarihi açısından çok önemlidir.

Elimizdeki bilgilere göre Hırvatların atalarının kuzeyden Adriyatik denizine olan göçlerinde aşağıdaki reisleri bulunuyordu:
Külük (Türkçe meşhur), Mugel, Alpel (Türkçe kahraman), Buga (Türkçe boğa). Dalmaçya ile ilgili belgelerde Türkçe veMoğolca ‘okçu’ demek olan Mergen adının da sıkça geçtiği görülür. Bu şahıs adıXIII. yüzyıla kadar Hırvatlar tarafından kullanılmıştır.6 Yine Macar kralları adına

Hırvatistan’ı idare eden vali anlamındaki bân unvanı da Avarca bagan veya bayan kelimesinden gelmektedir. ‘Bayan’ zengin, kudretli kelimesi ile bir ve aynıdır. ‘Bayan’ kelimesinin büzülmesi ile kelime bân şeklini almıştır. Altay kavimlerinde daha çok kişi adı olarak kullanılan bayan kelimesi BOGYAN şeklinde Eski Rusçaya geçmiştir. Bu kelime daha sonra Macarcaya da geçmiştir.7
375’ten sonra Hunlar, 558’lerde Avarların hareketlerine benzer göç hareketleri 860 yıllarında tekrarlanmış, Peçenekler bu tarihlerde İdil nehrini geçip batıya doğru ilerlemişlerdi. Bu hareketlenme Doğu ve Orta Avrupa ile Balkanların siyasî ve etnik gelişmelerine, bu bölgedeki halkların kaynaşmalarına yol açacaktır.8 Peçeneklerin Tuna-Don arasındaki yurtlarında bulunan diğer Balkan milletlerine olan tesirleri de gün geçtikçe artacaktır. 1091 tarihine kadar devam eden bu Peçenek gücü Uzların baskısıyla 1036’dan itibaren Balkanlara inmişti. 1048’den sonra birçok Peçenek zümresinin Bizans’ın hizmetine girdiği ve Anadolu’ya da götürüldükleri bilinmektedir.

Bu yüzden bugün Anadolu’da Peçeneklerle ilgili yer adları mevcuttur.9 XI. Yüzyılda Peçenekler, bugünkü Bulgaristan ve Makedonya’da Bizans imparatorları tarafından toplu olarak yerleştirmişlerdir. 29 Nisan 1091 tarihinde Kumanlar tarafından yenilgiye uğratılan Peçeneklerin bazı kalıntıları da Vardar nehri boyunda, Bosna’da ve diğer yerlerde iskân edilmişlerdir.10 Onların hatıraları ise bugün Balkanlarda Sırbistan’daki, Romanya’daki, Macaristan’daki pekçok yer adında görülmektedir.11

Kumanlar, Karadeniz’den kuzeye uzanan bozkırda Uz ve Doğu Peçenek kalıntılarını da kendi içlerinde eritmişler, 1080 sıralarında Aşağı Tuna ve Karpatlara kadar ulaşmışlardır. Kumanlar, Balkanlara gelmeleriyle burada kesin bir rol oynamaya başlamışlar ve gelecek yüzyılların tarihî gelişmelerini çizmişlerdir.12 XI. Yüzyıl sonlarında Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlar tamamıyla Kıpçak-Kumanların eline geçmiş bulunuyordu. Buraları Doğu kaynaklarında Deşt-i Kıpçak adıyla anılmaya başlanmış ve bu ad Moğol istilâsından sonra genelleşmiştir.13 Kumanlar, 1239-1240 yıllarında müstakil hayatlarının sona ermesine kadar geniş bir sahada rol oynamışlardır. Daha sonra birçoğunun Balkanlarda faaliyette bulundukları ve oralarda yerleştikleri de malûmdur. Kumanlardan Balkanlara birçok yer, nehir, dağ, tepe, göl, köy, şehir ve kişi adı kalmıştır. XIV. Yüzyıl Macar kaynaklarında yaklaşık 160 Kuman şahıs adı yerleşme adlarındadır. Macaristan’daki Kuman menşeli yer adları arasında Debretsen (Tepresin), Kartsag (Karsak), Bagdaş, Bogaz bulunur. XV. ve XVI. Yüzyıl arşiv belgelerinde zikrolunan Romen devlet büyüklerinin adları arasında Akbaş, Aslan, Bars, Buga, Kara, Kazan,

Hiç yorum yok: