20 Haziran 2008 Cuma

144 -> 146

Osmanlı kaynakları Kırçova’nın 1385’te Lala Şahin Paşa tarafından fethedildiğini kaydeder. Sırp kaynakları ise fethin 1395’te gerçekleştiğini ifade eder. Kırçova’nın fethinden sonra Osmanlılar burada bulunan kalede bir askeri garnizon kurmuşlar ve bir grup Türk halkını kasabaya yerleştirmişlerdir. 1455 tarihli bir Tahrir Defterinde Kırçova’da 30 Müslüman hanenin (yani 30 aile), 145 te Hıristiyan hanenin olduğu kaydedilmiştir. 1521’de bu sayı artmış ve kasabada yaşayan 178 ailenin 95’i Müslüman olarak kaydedilmiştir. Kasaba’da Fatih Sultan Mehmet’in inşa ettirdiği cami başta olmak üzere birçok Osmanlı dönemi eseri halen mevcuttur.

Kalkandelen, Balkan yarımadasının Güneybatı kısmında Makedonya Devleti’nin sınırları içinde, 42. Enlem ve 21. Boylam’ın kesiştiği noktada bulunmaktadır.
Tepeleri 2800 metreyi aşan Şar sıra dağları e Suva Gora (Kuru Dağlar) arasındaki 8-13 kilometre genişliğinde ve 56 kilometre uzunluğunda olan Polog vadisi bulunmaktadır. Kalkandelen şehri bu yemyeşil vadinin ortasında ve Şar sıradağlarının eteklerinde kurulmuş bir şehirdir. Kenti, Köpük (Pena) Deresi ikiye ayırmaktadır. Ayrıca, şehrin 4 kilometre güneydoğusundan akan Vardar nehri Kalkandelen ovasını sulamaktadır. Pena deresi Yukarı Vardar’ın en büyük koludur ve Şar dağlarının kuzeyinden iki ayrı kaynaktan birleşerek doğar.

Daha evvelde ifade ettiğimiz gibi çalışmamızda çıkış noktası olarak Osmanlı Devleti’nin 16. yüzyıl ortalarında gerçekleştirdiği bir tahrir çalışması sonucu elde ettiği kayıtları kullanacağız.
Kumaniçe9 ve Kumanya10 bahsi geçen defterde Üsküp ve Kalkandelen’de kaydedilmiş köylerdir (karye). Buradan net bir şekilde gözüken şey Kumanların buralara kadar gelerek yerleşik bir düzen kurduklarıdır. Ayrıca bu isimle kaydedilmiş farklı bölgelerde bulunan köylerin bulunması sadece bir bölgede değil birçok bölgede yaygın bir yerleşime sahip olduklarını göstermektedir.

Rasonyi eserinde bud kelimesi üzerinde özellikle durur. Kelimenin tek heceli olması dolayısıyla Karluklar arasından çıkan Bulak Türkleri ile irtibatlı olduðu görüşünü ortaya atar. Bulaklar’ın bulunduðu bölgenin İç Asya olması ve buraya onlardan önce Budizmin gelmiş olması kelimenin kökenine dair bir çıkış noktası olmuştur. Özellikle Uygurlar’a ait kalıntılarda Budizm’e dair izlere rastlanması bud kelimesinin eski Türkçedeki buda’nın bir türevi olduğu yüksek bir ihtimaldir.

Yada bir başka ihtimalde bud’un put manasına da gelebileceğidir. Rasonyi bu kelimeye örnek olarak Macaristan’da Budvar Dağı’nı ve Haromszek vilayetine bağlı Bud köyünü gösterir11. Kırçova’da da Budan12 isimli bir köy defter kayıtları içerisinde göze çarpmaktadır. Rasonyi’nin üzerinde durduğu diğer bir kelime de say’dır13. Say Uygurca “delmek” manasına gelen bir fiildir. Genel olarak yeni doğan çocuklara düşmanlarını alt etsin manasında “Saysun” ismi verilirdi. Say fiilinin Oğuzlar, Avarlar, Peçenekler yada Kıpçaklar vasıtasıyla Balkanlara getirilmiş olma ihtimali göz önüne alındığında Kırçova’ya kayıtlı Dolye Say-iç14, Say-iç15, Say-u Dol16, Sayusiç17, Üsküp’e kayıtlı Say-lani18 ve Kalkandelen’e kayıtlı Gorna Say-iç19 karyelerinin isimlerinin bu fiilden türetildiği gibi bir ihtimal göz ardı edilmemelidir.

Çalışmanın son kısmında bundan sonraki araştırmacılara ham ver sunmak ve yeni bir açılım sağlamak amacı ile bahsi geçen 3 kazaya ait bir köy isimleri listesi verilmiştir. Derinlemesine gerçekleşecek yeni çalışmalar Osmanlı öncesi Balkanlarda Türk izlerinin ortaya konması noktası aydınlatıcı ve ufuk açıcı olacaktır.

Osmanlı Hâkimiyeti Sırasında Yer Isimlerinin Karakteri Şehir ve kır karakteristiğinin yanında, Osmanlı Devleti’nin idari taksimatında, bazı idari merkezlere özellikle bulundukları mevkiinin fiziki yapısına göre verilen hususi görev ve unvanlar, bu merkezlerin bulunduğu coğrafya ile alakalı bir takım yorumlar yapmamızı kolaylaştırmaktadır. Bu noktadan hareketle özellikle Üsküp ve diğer nahiyelere tabi karyelerin (köylerin) isimlerine baktığımızda; zaman zaman derbent kavramı ile karşılaşmaktayız. Derbent köyleri ve dolayısı ile derbentçiler, iskan merkezleri dışındaki kırsal kesimde görev yapmakta idiler.
Görevleri ise Anadolu ve Rumeli’de birçok mevkide mevcut olan dağlık kesimleri ve geçitleri muhafaza etmek idi. Defterimizde Üsküp’e tabi olan bu tip yerleşimlere örnek teşkil edebilecek 8 karye kaydedilmiştir (Mali Duhaniç Derbend, Brusnik Derbend, Livoliç Debend, Kroya Derbend, Susiliç Derbend, Mihanik Derbend, Berdiliç Derbend ve Sinuyiçe Derbend). Buradan Üsküp’ün fiziki manada dağlık ve engebeli bir yapı arz ettiği söyleyebiliriz.

Üsküp ve neticesinde defterimize konu olan diğer nahiyelerin genel manada dağlık ve engebeli bir arazi üzerinde kurulduğunu gösteren diğer bir önemli delilde karye isimlerinin sonlarına eklenen “dol” ekidir. “Dol” Slav dilerinde aşağı, dağın eteği yâda yakındaki bir nehrin akışına göre güneyde manasında kullanılmaktadır. Aşağıdaki tabloda da görüleceği gibi Yelov dol, Ebulend dol, Vuyasid dol, Görgü dol, Velci dol ve Buku dol gibi karye isimlerinin bu tip yerleşimlere işaret ettiği ihtimal dahilindedir.

Çeşitli vesileler ile buraya gelerek yerleşen göçerlerin yaşam tarzları da yer isimlerine yansımıştır. Ibrahim Ovası ve Habil Obası, göçer yaşam tarzının izlerini yansıtmaktadır. Ova ve oba kullanımının dışında Rahmanlu, Abdaladlu, Deli Sefer, Akbaş ve Tolce Ishak gibi Türkçe isimlerden türetilmiş karye isimleri de yine bu etkinin izlerini yansıtmaktadır. Anadolu’dan Balkanlara geçen göçerlerin ilk yerleştikleri yerlerin zamanla daha karakteristik bir isimle yada hatırlanır bir olaya binaen verilmiş bir adla anılması da vaki olabiliyordu. Yokuşlu nam-ı diğer Ağakulı, Uluçlar nam-ı diğer Aharlar, Halıcılar nam-ı diğer Uluçlı, Aldun nam-ı diğer Emir Hanlı, Düspenç nam-ı diğer Kusk ve Dumanluse ve Müslümanan nam-ı diğer Bahadır Kulı gibi karye isimleri bu tip isim değiştirmelere örnek teşkil etmektedir.
Kalkandelen’de de Üsküp’te olduğu gibi derbendlerin mevcut olması ve bunun yanında karyelerin aşağı ve yukarı olarak belirtilmesinde kullanılan Dolna (Aşağı) ve Gorna (Yukarı) ifadelerinin bulunması buranın da yine kırsal ve dağlık bir yapı arz ettiğini göstermektedir. Örneğin Dolna ve Gorna Nalhisye Anadolu’da da sıkça rastlanan Aşağı-Yukarı kullanımına önemli bir örnek teşkil etmektedir.

Kalkandelen bahsinde ifade ettiğimiz ve Anadolu Türklerinin ilk kez yerleşim gösterdiği Dobrudol ve Salunik karyelerine burada rastlamaktayız. Bundan başka Slav dillerinde şehir manasında kullanılan “grad” kelimesi de yine Gradsiliç ve Ragrad şeklinde karye isimlerin de kullanılmıştır. Bazı karye isimleri Kırçova’nın özellikle su kenarında uzandığı fikrini uyandırmaktadır. Kenari, Kenarye ve Suyolu gibi karye isimleri bu tezi doğrular niteliktedir. Zira Polok nehrini sağ kollarından Treska ırmağının hemen Kırçova yakınlarından aktığının bilinmesi de karye isimlerindeki bu etkileşimi açıklamaktadır.

Tarihi veriler Kırçova civarının büyük oranda maden yatakları ile çevrili olduğundan bahseder. Yine karye isimleri bu özelliği de göz önüne sermiş ve Demirmaya, Demirce gibi isimler defterimizde kaydedilmiştir. Fakat Kırçova’daki karye isimleri ile alakalı asıl ilginç nokta şudur. Kırçova nahiyesinde kaydedilen iki karye olan Demirce ve Sarihan (Saruhan) birbirinden bağımsız iki karye gibi gözükse de Saruhanoğulları tarihine kısaca bir dönersek bu iki karyenin birbirleri ile önemli ilişkileri olduğu görülecektir. Bilindiği üzere Saruhanoğulları Manisa civarında kurulmuş ve hüküm sürmüştür. Kurucusu sayılan Saruhan Bey bazı ihtilaflara rağmen Selçuklu hükümdarı Mesud II.’nin ümerasından sayılmaktadır. Saruhan Bey’in ilk askeri faaliyeti Mesud II.’nin ikinci defa tahta çıktığı ve yine Bizans imparatoru Andronikos II.’nin Anadolu seferine çıktığı tarihe rastlamaktadır. Bizans’ın Anadolu’ya 1302’de gerçekleştirdiği bu sefer üzerine Saruhan Bey’de bir dizi faaliyette bulunmuş ve 1313’de Manisa’yı fethetmiştir. Bu fethe katılan kardeşi Çuğa Bey’e bu bölgede yer alan Demirci (Demirce) yöresini tevcih etmiştir.

Hiç yorum yok: