21 Haziran 2008 Cumartesi

21 -> 23 Adetler

  • Büyükler konuşurken sözleri bitene kadar dinlenir.
  • Yıldızları parmakla sayılmaz sayılırsa elde siğil çıkacağı inancı vardır.
  • Gökyüzünde hiçbir şey parmakla gösterilmez.
  • Bıçak hediye verilmez, bıçakla çocukların oynamasına iyi gözle bakılmaz.
  • Ekmek yere atılmaz, ekmeğe basılmaz.
  • Geceleri ıslık çalmaya iyi gözle bakılmaz.
  • Boynuna herhangi bir şeyi asmaya iyi gözle bakılmaz.
  • Yerli yersiz gülmek iyi karşılanmaz.
  • Geceleri aynaya bakmak iyi görülmez.
  • Akşam hava karardığında kesinlikle para alışverişi olmaz. Para verilmez.
  • Ekmeği tek elle bölmek iyi karşılanmaz.
  • Yenilen yemek kötülenmez.
  • Kuş ve karınca yuvalarını bozmak iyi karşılanmaz.
  • Yaşça küçük olanlar büyükler sorduğunda konuşurlar.
  • Yemeği önce erkekler, sonra kadınlar, sonra çocuklar yer.
  • Başkasının yatağına oturmak iyi karşılanmaz.
  • Sol el ile yemek yeme iyi karşılanmaz.
  • Pantolon ve çoraplar yatağın başına konulmaz. Goralılarda yatılan odada dahi çorap tutulmaz.
  • Sofraya ve yemeğe basılması iyi sayılmaz.
  • Kapı eşiğine oturulmaz ve basılmaz.
  • Akşam saatlerinde ve geceleri ev süpürülmez ve tırnak kesilmez.

Genel Değerlendirme
Yukarıda belirtilen, yemek ve sofra kültürü, doğum, düğün, ölüm ve diğer adetlerle halk inanışları bakımından Goralılarla hem Anadolu hem de Orta Asya Türk topluluklarıyla karşılaştırıldığında büyük benzerlikler ve aynılıklar hemen göze çarpar. Burada belki de en temel farklılık, Anadolu’da endogamik/içten evliğe hoşgörü ile bakılırken, Orta Asya ve Balkanlarda egzogamik/dıştan evliliğin tercih edilmesidir.

Ataerkil evlilik geleneğinde, dıştan evlilik, kız kaçırma, başlık/kalın ve levirat türü evlilik yer alır. Türköne, Inan’dan aktardığına göre, Türklerde dıştan evlilik iki boyun birbirinden kız alıp vermesi şeklinde gerçekleşir. Hiçbir kabile kendi dahilinden evlenmez. Bugün de bu geleneğin kalıntılarının devam ettiği gözlemlenmektedir51.
Ögel’e göre, Levirat türü evlilikte ise, kendisi için başlık/kalın ödenen gelinin, erkek ailesinin malı haline gelmesi söz konusudur. Ölen kardeşin karısına ödenen kalın da bütün ailenin miras payı olduğundan dul kalan yenge, bekar erkek kardeşle evlendirilmektedir52.

Türköne’nin kaydettiği ve Ziya Gökalp’in de Şecere-i Türkî’den aktardığıyla, Uygurların çiftçi, çoban ve avcı olarak üç gruba ayrıldığı, sürü sahiplerinin kalınbaşlık karşılığı avcı topluluğun kızlarını alıp kendi obalarına götürdüklerini ifade etmekte, bu olguyu başlığın kaynağı olarak göstermektedir53. Robert Briffault, anayerli evlilikleri bir hizmet evliliği olarak ortaya çıktığını, ancak, bu hizmetin karşılığı olarak başlık parasının devreye girdiğini, anayerli evliliklerde koca eşini evinde ziyaret ederken, başlığın kocanın karısını evinden ayırarak kendi evine götürmesinin bir bedeli olarak ortaya çıktığını öne sürmektedir54. Hint-Avrupa topluluklarında, başlık parası yerine drahoma vardır, drahoma, kız tarafının erkek tarafına ödenen evlilik bedelinin adıdır. Dolayısıyla, Avrupa kıtasına özellikle Balkanlara başlık/kalın parası Bozkır coğrafyasından yani Orta Asya’dan göçen halklar tarafından getirilmiştir. Bu adet, bazı Hint Avrupa kökenli halklarda görülüyorsa, bunun nedeni, zaman içerisinde bozkırlı göçebe halklarla girdikleri etkileşim olmalıdır. Çünkü başlık/kalın geleneği, genelde ne bir Hint-Avrupa özelde ise ne de bir Slav geleneğidir.

Slavlar köken itibariyle tarımla uğraşan topluluklardır. M.S. 5. yüzyıldan 13. Yüzyıla kadar Orta Asya coğrafyasından Balkanlara yığınlar halinde göçler gerçekleşmiş, Bozkır kökenli büyük bir nüfus birikimi söz konusu olmuştur. Özellikle, göçebe kökenli Avar ve Bul-ogur (Bulgar) Türkleri, verimli bir tarım coğrafyası özelliğine sahip Balkanlarda Slavların tarım tecrübesinden istifade edebilmek için, onları tarım alanlarında istihdam etmişler, ancak, zamanla onlarla karışarak Slav dillini benimseyip Hıristiyanlaşmışlar, sonuçta asimile olmuşlardır55. Bugün 8 yüzyılı içine alan bir zaman sürecinde Orta Asya’dan Balkanlara göçen hiçbir Türk dilli topluluk kalmamıştır. Bunun istisnası Macarlardır. Macar Kimliğinin ve dilinin korunmasında Osmanlı yönetim ve desteğinin büyük önemine ünlü Macar tarihçi S. Takats dikkati çekmektedir56.
Hayvancılıkla uğraşan toplulukların kökeni Bozkır coğrafyası yani Orta Asya’dır.

Etnik yapılarla yaşama tarzı arasında göz ardı edilemeyecek bir ilişki söz konusudur. Örneğin Güney Balkanlarda Slav topluluklarında ortaya çıkan Zadruga tipi aile, bu toplulukların tarım temelli yaşama tarzlarından kaynaklanır.
Zamanla Slav dilli hale gelen bir çok Balkan topluluğu, Slav unsurlarla etkileşim sonucu bu hale gelmişler, çevrede yer alan etnik unsurlarla yüzyıllar boyu süren yoğun etkileşim, kendi dillerini devam ettirmelerini sağlayacak ortamı ortadan kaldırmış olmalıdır.

Gora dili üzerine ciddi hiçbir araştırma yapılmamıştır. İlk bakışta, Gorançe, bir Slav dili olmaktan ziyade, gerek kelimeler gerekse dil yapısı açısından Slav dilleriyle Türkçenin bir karışımı olan karma bir dil özelliği göstermektedir.

Goralıların bulunduğu coğrafya dikkate alındığında, yaşama tarzı ve kültürel değerler itibariyle Slav unsurlarla bağları bulunmamaktadır. Ancak yaşadıkları coğrafyada Slav topluluklarla Slav dilli bir çevrede yoğun etkileşimde bulunmaları, dillerinin karma bir dile dönüştüğü intibaını vermektedir.

Goralılar, aynı zamanda Torbeş ve Pomak adlarıyla anılan Balkanların diğer topluluklarıyla ortak dil ve kültüre sahiptirler, Sırp bilim çevrelerinin Goralı kavramını kabul etmedikleri onlara Pomak adını verdikleri söylenmektedir.
Ancak, aynı etnik topluluğun üç ayrı adı olamaz, dolayısıyla Goralı, Torbeş ve Pomak adları, onlara çevrelerinde yer alan muhtemelen Slav topluluklar tarafından verildiği ve gerçek etnik adları olan Orta Asya’dan bu coğrafyaya taşıdıkları boy adlarının unutulduğu kanaatindeyiz. Buna rağmen, mezar taşlarındaki belgi ve tamgalar, birer maddi delil olarak kökenlerinin hangi Türk boylarına ait olduğunu bizlere söylemektedir.

Goralılar üzerlerinde yürütülen tüm farklı etnik kategorilendirme çabalarına rağmen büyük bir çoğunlukla kendilerini Türk olarak tanımlamaktadırlar.
Bu son derece önemli bir aidiyet ilişkisidir. Nitekim bugün için Türkçe’yi ana dil olarak uzun yüzyıllardan beri konuşmamış ve Slavik dillerin tesiri ile çok uzun yüzyıllar önce dillerini kaybetmiş olmalarına rağmen çoğunluk itibariyle kendilerini Türk kimliğine ait hissettikleri tarafımızdan tespit edilmiştir. Gora daha önce yapılan çalışmalara göre Balkanlarda çok uzun bir zaman diliminden beri var olan bir bölgedir. Bu bölgede yaşayan insanların bizce en önemli özelliği kendilerini çevrelerinde yer alan diğer etnik toplulukların hiçbirine dahil etmemeleridir.

Kendi etnik aidiyetlerini ortaya koyarken sahip oldukları dini inanç da kimliklerini belirlemede tek başına yeterli olmamaktadır. Nitekim bu bölgede yaşayan Boşnak ve Arnavutlarla aynı dine (İslam’a) mensup olsalar da onlarla bir etnik aidiyet bağı kurmamaktadırlar.

Gora bölgesi üzerinde yürütmüş olduğumuz saha çalışması ve konunun teorik zeminde tartışılmasından sonra ulaşmış olduğumuz ilk bulguları bu şekilde değerlendirip bu deneyimden edindiğimiz bilgilerin ileriki çalışmalarımız için önemli bir kalkış noktası sağlayacağı kanaatindeyiz.

Hiç yorum yok: